“dikey dururum, fakat yatay durmayı yeğlerdim”


>

“I Am Vertical
But I would rather be horizontal.
I am not a tree with my root in the soil
Sucking up minerals and motherly love
So that each March I may gleam into leaf,”*
Dikey Dururum
Fakat yatay durmayı yeğlerdim.
Mineralleri ve anne sevgisini soğurarak
Her Mart pırıl pırıl yaprak açacak
Bir ağaç değilim ben; toprakta değil köklerim.**
Yazıyı ve sonrasında bulup okuyacağınız Slyvia Plath şiirlerini, Üç Renk: Mavi (Trois Couleurs: Bleu) filminin müzikleri (Zbigniew Preisner) eşliğinde okumanızı öneriyorum. http://www.youtube.com/watch?v=jmQ88PWzvR0veya http://fizy.com/#s/12i4i6
Ruhumun bedenimden kat kat ağır olduğu bir sabaha uyandım. Gece boyunca, hayatla alıp veremediklerimi parlatıp, dizmişim sıraya. Ama asıl ağırlık, insana gerçeküstü bir oyuna hapsoldum hissi veren, ülke gündeminden geliyor. En ağır gelenler silah yasası ve Maraş olayları.Silah sahibi olmanın vazgeçilmezliği üstüne edilen laflar; silahın şeker, ekmek, elbise gibi pazarlamasını yapan, her insanın silah taşıma, kullanma ve öldürme hakkı olduğunu, yaşama hakkından daha çok savunan insanlar… Katledilerek öldürülen canlarını anmak için Maraş’a gelen ailelerin acılarını paylaşmak yerine, “burası Maraş buradan çıkış yok” diye slogan atarak cinayeti savunan sahiplenen insanlar… Ölümler, cinayetler, şiddet, nefret… Doğuştan gelen farkları nasıl da kolay sahiplenip, üstüne bir dünya kuruyor insanlar, anlamıyorum. Çabasız, düşünce üretmeden çoğunluğa dahiliyetin verdiği rahatlıkla veya gücün merkezine yakınlığın verdiği güç yansıması ile adam olmaya çalışmak. Bir solukluk canımızla, kanayan ve çürüyen bedenlerimizle aynılığımızı görmemek için sadece gözlerimizi değil, aklımızı ve kalbimizi de kapatmak lazım. Yazık!
Belki de insan ruhunun özü kötücüldü ve varoluştan bugüne yaptığımız, içimizdeki bir zerre iyiliği çoğaltmaktı. Bilmiyorum. Yapraklarımı döküp uyumak istiyorum. Dur durak bilmeden kar yağsın, beyaz dışında tüm renkler silinsin, hepimiz yapraklarımızı döküp uyuyalım. Kimbilir belki de, bahar geldiğinde içimizdeki kötücül tarafın birazını toprağa bırakmış uyanırız; ılık güneşe dönük filizlerimizle özdeki aynılığımızı görüp aydınlanırız.
“Nor am I the beauty of a garden bed
Attracting my share of Ahs and spectacularly painted,
Unknowing I must soon unpetal.
Compared with me, a tree is immortal
And a flower-head not tall, but more startling,
And I want the one’s longevity and the other’s daring.”*
Payıma düşen Ah’ları cezbeden
Ve yakında yapraksız kalacağını bilmeyen
İhtişamla resmedilmiş bahçe tarhının güzelliği de değilim.
Ölümsüzdür bir ağaç, kıyaslandığında benimle
Ve bir çiçek başı daha bir irkiltir, uzun olmasa bile,
Birinin uzun ömrünü, diğerinin cüretini isterim.**
*Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
**Çeviren: İsmail Haydar Aksoy
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s