havadan sudan


>

“insana büyük armağan: hayat
bilgisi haz bilgisi görme bilgisi
ömrü ölüdoğa olmaktan çıkaran”*

Biliyorsunuz, Stephan Hawking’in “The Grand Design” (Herşeyin Teorisi) daha basılmadan tartışılmaya başlanmıştı. Çoğumuzun kafasını kurcalayan yaratılış ve evrenin varoluşu konusunu, Hawking, uzmanlık konusu olan fizik bilimini temel alarak tartışıyor. Yedi bölümden oluşan kitabın dili, ilgi duyan herkesin biraz kendini vererek okuyunca anlayacağı sadelikte. Bence, doğabilimleri okumamış kişilerin de, eğer lise fiziği konularını biraz hafıza zorlayarak hatırlarlarsa, keyif alacakları, evrene bakışlarının etkileyecek bir kitap “Herşeyin Teorisi”. İlk bir kaç bölümde Galile’den başlayarak günümüze doğru, evren bilgimizin fizik bilgimizle birlikte nasıl değiştiğini; sonraki bölümlerde ise daha çok “yüksek kabul gören ama henüz gözlemlerle kanıtlanmamış teoriler/modeller”in anlatılması ve Hawking’in kabul ettiği modellere göre evrene ve varoluşa bakışını okuyoruz.
Evrendeki tutarlılık ve uyumun içinde kafası ve hayatı karışık insanlar… Kötü ya da eğitici belki de komik ama kesinlikle şaka gibi. Bedenimizin de evrenin bir parçası olarak bu tutarlılık ve uyuma dahil olduğunu bilince; ortalığı karıştıranın kim olduğunu gerçekten merak ediyor insan? Ruh, akıl, duygu, düşünce, öz artık adına ne derseniz, o mudur ortalığı karıştırıp eğlenen; görüneni görmezden gelip, doğumdan ölüme, durdurak bilmeden soran sorgulayan; bulduğunu anlamayıp, havada, suda, oturduğu yerde, gözünün içinde, bir ömür aranıp duran; kendiyle de, hayatındaki her bir canlıyla da itişmesi, didişmesi, bitmeyen; evrende hapsolup kalmış, dönüp duran, gidip gidip gelen?
Camın kuru tarafında durmuş, bir taraftan yağmuru seyrediyorum –fizik kurallarına duyduğum hayranlıkla-, bir taraftan da “Gerçekten bu kadar zor mu herşeyi, sadece olduğu gibi görmek, karmaşadan sadeliğe doğru evrilmek?” diye düşünüyorum. Önümüzdeki evlerin kiremit çatılarına; yapraklarını tamamen dökmüş bir dut, üç erik ve üç katlı ev boyundaki iki çam ağacına; Haydarpaşa Garı’na ve ardında rengi gökyüzü gibi gri Marmara Denizi’ne ince ince yağmur yağıyor. Yandaki okulun bahçesinde onbeş dakikalık tenefüsün keyfini sürüyor öğrenciler. İlkokula giden kızlarla oğlanlar kimi birbirini çekiştirerek, kimi zigzag çizerek koşup duruyor; ortaokul yaşındaki kızlar ikişerli üçerli gruplar halinde kolkola yavaş adımlarla bahçenin kenarında turluyorlar, oğlanlarsa duvarın dibinde toplanmışlar, elleri ceplerinde etrafı seyredip konuşuyorlar. Hiçbiri yağmuru umursamıyor.
“dirimden öğrendiğin
bilmekle ürperdiğin
bin unutup bir söylediğindir”*

*“Haz ve Yazı”, Murathan Mungan
Görseller: 1- NASA Image Gallery http://www.nasa.gov/multimedia/imagegallery 2- Google Image

Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to havadan sudan

  1. Ron Krumpos dedi ki:

    >In "The Grand Design" Hawking says that we are somewhat like goldfish in a curved fishbowl. Our perceptions are limited and warped by the kind of lenses we see through, “the interpretive structure of our human brains.” Albert Einstein rejected this subjective approach, common to much of quantum mechanics, but did admit that our view of reality is distorted.Einstein’s Special Theory of Relativity has the surprising consequences that “the same event, when viewed from inertial systems in motion with respect to each other, will seem to occur at different times, bodies will measure out at different lengths, and clocks will run at different speeds.” Light does travel in a curve, due to the gravity of matter, thereby distorting views from each perspective in this Universe. Similarly, mystics’ experience in divine oneness, which might be considered the same "eternal" event, viewed from various historical, cultural and personal perspectives, have occurred with different frequencies, degrees of realization and durations. This might help to explain the diversity in the expressions or reports of that spiritual awareness. What is seen is the same; it is the "seeing" which differs. In some sciences, all existence is described as matter or energy. In some of mysticism, only consciousness exists. Dark matter is 25%, and dark energy about 70%, of the critical density of this Universe. Divine essence, also not visible, emanates and sustains universal matter (mass/energy: visible/dark) and cosmic consciousness (f(x) raised to its greatest power). During suprarational consciousness, and beyond, mystics share in that essence to varying extents. [quoted from http://www.suprarational.org on comparative mysticism]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s