havadan sudan


 

“Be hey acayip adem
Öldüğünü bilemezsin
Korlar bir karanlık dama
Kapı baca bulamazsın”*
Mısır’daki hükümet karşıtı gösterileri başlatan kıvılcımlardan biri de, 26 yaşında genç bir kadından, Asmaa Mahfouz’dan gelmiş. Tunus’da yaşanan olaylardan sonra, evinde kaydettiği bir video konuşmayı internette yayınlayarak insanları Tahrir Meydanına çağırıyor Asmaa. Sadece 3 kişi bu çağrıyı duyup geliyor. Bunun üzerine hayal kırıklığını ve meydana gidince gördüklerini de anlattığı; 25 Ocak’ta tekrar “Zulme yeter demek için Tahrir’e gidiyorum, siz de gelin!” dediği videoyu yayınlıyor internette. Bir kaç kez üst üste izledim videoyu. Baskının, takibin ve devlet eliyle ölümün olduğu bir ülkede, yüzünü ve adını saklamadan konuşmasını, canını ortaya koyarak internette bu konuşmayı yaymasını düşündüm. Bir de sanal dünyada yapılan herşeyin kaydedildiğini ve arama motorlarınca tüm dünyaya sunulduğunu fark ettiğimde duyduğum tedirginliği. Masaldaki korkunç canavar bize saklanacak yer bırakmamıştı, her şey şeffaf naylondandı, acıktıkça birimizi tutup yiyebilirdi. Çok fazla seçenek yoktu: ya sanal dünyadan el ayak çekecek, naylonları katlayıp arasına gizlenmeye çalışacaktık; ya da burda durup konuşmaya devam edecek, bir yandan da sıra bize gelince canavarın dişleri arasında yem olmamanın yolunu bulmaya çalışacaktık. Atalarımız doğru söylemişti, korkunun ecele faydası yoktu. (Asmaa Mahfouz’un ikinci video konuşması: http://www.youtube.com/watch?v=SgjIgMdsEuk)
“Pir Sultan’ım der ki deli
Elden koymaz doğru yolu
Ne yanarsın dünya malı
Birin alıp gidemezsin”*

 

Günler birbirine benzer hale geldiğinde, zaman hızlanıyormuş gibi gelir bana. Sanırım tekrarın ritminde zaman algımı kaybettiğimden. Hani olur ya bir bakarsın Pazartesi, gün bitti demeden Cuma gelir. Salı, Çarşamba, Perşembe sadece Pazartesinin tekrarıdır. Bu döngüyü farkedince durmak lazım, durup rutinde bir şeyleri değiştirmek, hiç olmuyorsa yapılan şeylerin sıralarını değiştirmek lazım. Yoksa göz açık kapayana kadar hafta, ay, yıl bize dokunmadan, sanki hiç yaşamamışız gibi geçip gider. Sabah kahvesini bahçede içmek; sahilde güneşin doğuşunu izledikten sonra işe gitmek; öğle yemeği sonrasında mp3 çalarımızı takıp kulağımıza, on beş dakika bile olsa yürüyüşe çıkmak; sabah ofiste ilk iş bilgisayarı açmak yerine ajandadaki notları gözden geçirmek; camı açıp sadece beş dakika derin derin soluk almak; iş yoğunluğu arasında on dakikalık sadece bize ait molalar vermek; ve elbette sınırları bize ait akşamlarımızı televizyon karşısında tüketmek yerine beynimizi, bedenimizi, ruhumuzu esnetmek, genişlemek…
Pembe gözlüklerimiz hazır mı? Hadi, takalım gözlükleri, sihirli lambayı oğuşturmaya başlayalım. “Haftasonu yapmaktan mutlu olacağın üç şey dile!” Tamam. İstanbul’un keyfini çıkarmak, uzun zamandır görmediğim dostlarla sohbet etmek, pamuk prensesin elli çocukla birlikte yaşadığı sarayda ruhumu dinlendirmek istiyorum. Bir de sevgili cin, biliyorsun, güzel süprizlere itiraz etmem.

“Anlıyorum

Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Örneğin
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüsmek de sevgidir
Ve benim bildigim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
İnançlı bir insan soyunun parçasıysa.”**
*Be Hey Acayip Adem, Pir Sultan Abdal
**Bilmez miyim Hiç, Edip Cansever
Görseller: Bansky, http://www.banksy.co.uk/
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s