“ve yaşam bir başka yaşamdı”


“Sen anılması güzel olan söz ol.
Çünkü insan, kendisi hakkında söylenilen güzel sözlerden ibarettir.”*
Tanımlarımız ve rutinlerimizle, içinde dolaştığımız, kimliğimizi, aitlik bağlarımızı oluşturduğumuz, ömrümüzü tükettiğimiz, kendimizi hapsettiğimiz, fiziksel, duygusal ve düşünsel yaşam alanlarımızı belirliyoruz. Bir tarafta belirliliğin verdiği rahatlık, diğer tarafta gönüllü esaretimiz… İç içe geçmiş halkalar gibi, dar bir halkadan çıkmak sınırları kaldırmak değil; biraz daha geniş bir halkanın içine hapsolmak aslında. Tıpkı Hawking’in “Herşeyin Teorisi” kitabında evren için söylediği gibi: sınırları olan bir sonsuzluk bu. Ömür dediğin, tanımları/rutinleri değiştirdikçe değişen halkalardan, birinden ötekine geçişlerden, genişleme ve daralmalardan, kurduğumuz cümlelerle var ettiklerimizden, sonsuz olasılıklar içinde sınırlarımızı çizen tanımlar ve rutinlerden ibaret. Günlere, mevsimlere, evliliğe, güneşe, yağmura, gençliğe, sabaha, köye, geceye, şehire yüklenen rutinler; rutinlerin bedenimizde oluşturdukları/eksilttikleri; oluşup/eksilenlerin ruh halimize dolayısıyla algımıza etkileri ve bu etkilerle görüp anladıklarımız, hayatımıza, dünyaya, sınırlarımıza bakışımız, hayal kuruşumuz, oluşumuz, duruşumuz…
“Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya
Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola?”**
Haftasonu, yağmurun usul usul yıkadığı şehrin sokaklarına bakan çay bahçelerinde, uzun saatler geçirdik, hayata yön vermek, vazgeçmek ve yeniden başlamak üstüne konuştuk, hayallerimizi, ürkekliklerimizi paylaştık; sonra gerçeklerin dünyasından çıkıp, pamuk prenses ve elli cücenin yaşadığı masalların, peri tozlarının, mucizelerin dünyasına vardık, sarılmaya, gülmeye, öpmeye, sevgiye doyurduk ruhumuzu. Sultan-ı yegah saz semaileri çalarken radyoda, avucumuzu camdan uzatıp yağmuru toplayarak, boğazın gri mavisinden geçip, cismimiz aynı içimiz başkalaşmış olarak evimize döndük. Yine gecenin bir vakti, söze dökülmese de kafamızın içinde dolanmaya devam eden “Ne yapmalı? Ne yazmalı?” sorusunun cevabını bulduğumuzu sanıp “Evreka!” diye uyandık, yazık ki sabah bulduğumuz neydi hatırlamadık. Biriktirmeye devam ettiğimiz günlere eklendik, sabaha vardık. Yağmurlu, zamansız, duru, yaşanmayı bekleyen bir sabaha…
“ve yaşam bir başka yaşamdı, rüzgardan, gökyüzünden
yapraklardan ve hiçlikten
kimi zaman geri dönüyor
günün kıpırtısız sakinliğinde anısı
o yoğun yaşamın, şaşkın ışıkta”***
*Mevlana
**Ömer Hayyam
*** Gece, Cesar Pevase/ Çeviri: Kemal Atakay
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s