Tiyatro 0.2’den “Kâinatın En Hızlı Saati”


“Dağlarımızda, içdenizlerimizde
Ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki”(1)
Biriktirdiğim günlere eklenen, yağmurlu, zamansız, kendini tekrar eden bir Pazartesi daha. Oysa, özenle dizdiğim taşları yerinden oynatacak; suyu bulandırıp içindekileri başkalaştıracak, dipde gizlenenleri kıpırdatacak; dolandırmadan sertçe yüzüme söylenecek bir şeyler, Pazartesinin sıradanlığını bozacak, biliyorum. Akşamı bekliyorum.
“-Beni hayata bağlayan bir şeydi, beni burada tutan bir şey, ı-ıı ne gibi…
-Yerçekimi
-Evet, yerçekimi gibiydi. Sonra öldü. Yerçekimsiz kaldım. Havadaydım artık. Asılı. Öylece.”(2)
İnsan ne zaman başlar aynaya iyice sokulup kendini incelemeye; saçlarında beyaz, yüzünde kırışık aramaya? Kaç günde kabul eder ilk kırışıklığın varlığını? Ya da hangi yaşta takılıp kalmak isteriz? Kim dergilerdeki mükemmel kadın/erkek fotoğrafları gibi kusursuz, diri, cezbedici olmak, yaşlanmayan bir bedenle, hep aynı yaşın doğum gününü kutlamak, zamanı durdurmak istemez?
“Keder içinde birler
Neşeli ikiler
Kızlar hep üçler”(2)
Bir kaç gün önce, bir davetiye aldım. Cam gibi pürüzsüz, yakışıklı, kırılgan, şeker çocuk Couger Glass, kendisine ne kadar hayran olduğumu anlatan bir kartpostalı beraberimde getirmem şartıyla, beni İkinci Kat’taki ondokuzuncu yaş günü partisine davet ediyordu. İkinci Kat, İstiklal Caddesinin kalabalığı içinde gizlenen eski bir binanın içinde, duvarları tuğladan, neyle karşılaşacağınızı bilemeyeceğiniz, kurguyla gerçek arasında bir mekan. Mekanın müptelası olduğumu bildiğinden mi yoksa tesadüfen mi partiyi orda yapıyor bu Couger, bilemedim. Tanımadığım, yüzünü hiç görmediğim birine ne yazsam ki? Masal ülkesinin prensi, sadece kadınların ya da erkeklerin değil herkesin hayran olduğu tek insan, göz kamaştırıcı, genç Couger Glass’a hayranlıklarımla.
“Erkek olan dörtler
Seni gümüşler beşler
Altın bulursan altılar”(2)
“The Fastest Clock in the Universe / Kainatın En Hızlı Saati”, Tiyatro 0.2’nin ilk gösterimini 17 Ocak 2011’de yaptığı yeni oyunu. Daha önce aynı sahnede, İngiliz yazar Philip Ridley’in “The Pitchfork Disney / Korku Tüneli” adlı oyununu izlemiştik. Önceki yazılarımda söylemiştim, Tiyatro 0.2 amatör ruhlu profesyonel bir topluluk. Yaptıkları işi severek, mesleklerine saygı duyarak, özenle yaptıkları oyun seçimlerinden, çeviriden, oyunculuklardan, ışıktan, tasarımdan, tüm detaylardan anlaşılıyor. Müptelaları olmanız için tek bir oyun izlemeniz yeterli.
“Asla söylenmeyecek bir sırrı yediler
Bir dilek tutsam sekizler
Seni öpsün dokuzlar”(2)
Oyun bitince birden hayata dönememek, biraz ağırlaşmak, biraz yüzleşmenin getirdiği kafa karışıklığı; bir kapı açılmış, etrafımda yaşanan ve görmediğim bir hayata gizlice sokulmuşum gibi, tedirgin, irkilmiş, şaşkın… Tiyatro 0.2’nin oyunlarından sonra istisnası yok hep böyle çıkıyorum sokağa, İstiklal’in kalabalığı çarpıyor ama kendime getiremiyor. Orjinal metnin bu etkideki hakkını vermek lazım elbette ama Özlem Karadağ’ın yaptığı çevirinin kalitesini de gözden kaçırmayalım derim. Belki bir gün, sahneledikleri çeviri oyunları yayınlama vakti de gelir, kim bilir. Yine bütün oyuncular oynadıkları kişiliği kusursuzca giymişlerdi üstlerine ama Captain Trock’un gözlerindeki ifade sanırım aklımdan bir süre çıkmayacak. Bütün beden dili ve mimikleri, sözleri ve sesleri geride bırakan; kuruntuların, korkunun, merhametin ama en çok da sevginin aktığı gözler… “İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir” (3)
“-Dokuz beş mesai, küçük bahçesi olan bir ev, kızlara pembe erkeklere mavi kıyafetler, geleneksel bir düğün, yani geleneksel şeyler, kulağa huzurlu gelmiyor mu?
-Evet, cennet gibi.”(2)
Couger Glass ve Captain Tock’un hazırladığı doğum günü partisi saat 21.00’da başladı. Kimler mi vardı? Özel konuk Foxtrot Darling,süpriz konuk Sherbet Gravel, bir zamanlar kusursuz hayvan kürklerinin yapıldığı şimdiyse kuşlara ait olan alt kattaki dükkanın ve tüm binanın sahibesi yaşlı kadın, ben ve Couger’a hayranlığını belirten kartpostallar yazan diğer kişiler. Nasıldı? Bunu anlatamam; çünkü Couger orda olan bitenin anlatılmasından ve kaç yaşına girdiğinin söylenmesinden hoşlanmıyor. Ama eğer ona hayranlığınızı belirten bir kartpostal yazarsanız, Ikinci Katta kainatın en hızlı saatinin ne olduğunu size anlatmak isteyecek birini bulabilirsiniz. “Yıllar saat, saatler saniye gibi geçmeye başlamış. Çünkü kainatın en hızlı saati …”
“Bitti yalnızlıklar, bir büyük yalnızlık var artık
İki kaktüs gibiyiz Cemalle ben
Kendi çöllerimizden koparılmış.”(1)
Oyunun Künyesi:
Yazan: Philip RIDLEY
Yöneten: Eyüp Emre UÇARAY

Çeviren: Özlem KARADAĞ
Oyuncular: Korhan SOYDAN (Couger Glass) , Güçlü YALÇINER (Captain Tock), Banu Çiçek BARUTÇUGİL / Halide EŞBER (ev sahibesi), Barış GÖNENEN (Foxtrot Darling), Iraz YÖNTEM (Sherbet Gravel)
Proje Ekibi: Eyüp Emre UÇARAY, Sami Berat MARÇALI
Dramaturgi: Ebru Nihan CELKAN, Nazım ÖZCAN
Reji Asistanları: İrem YÜNSEL, Munise Nur AKTAN, Merve ÇITAK
Müzik-Efekt Tasarım: Ersen KUTLUK
Dekor Tasarım: Murat MAHMUTYAZICIOĞLU
Işık Tasarım: Deniz KARAOĞLU
Kostüm Tasarım: Meltem TOLAN
Afiş-Fotoğraf-Video Tasarım: Cemre YEŞİL

(1) Edip Cansever
(2) Oyundan alıntı
(3) Mevlana
Görseller: Blog Tiyatro 0.2
Bağlantılar:
Reklamlar
Bu yazı tiyatro içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Tiyatro 0.2’den “Kâinatın En Hızlı Saati”

  1. Geri bildirim: Tiyatro 0.2′nin yeni oyunu “Limonata” İkinci Kat’ta | Rengarenk ve Siyah

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s