Gel ruhum! Kıvrıl yanıma, doğuma kadar sarılıp uyuyalım


“Çıkarıp cebinden büyük aynasını gök
Bir istasyonda yolcularını bekleyen
İnsanlar gibi hafifçe gülümsüyor
Bana”*
Kendine dönüp, dinlenmeyi hayal eden balkonumdaki çiçekler ve ben, kışın yarısı nerdeyse günlük güneşlik geçince ne yapacağımızı bilemedik. Sardunyalar kış boyu çiçeğe durdu, hanımeli filizlendikçe filizlendi, yalancı bahara aldanıp hepimiz enerjimizi içimize akıtıp beslenmek yerine, dışarıya saçıp dellendik. Nerdeyse mevsimin kış olduğunu unutmak üzereydik ki, gökyüzü karardı yağmur başladı, inceden. Son enerji kırıntılarını özenle toplayıp, kıvrıldım kabuğuma. Kendime gebeyim, üçünce cemre düştüğünde toprağa, dönüşüp yeniden doğacağım.
Gece herkes uyuduğunda, gündüzün gürültüsünün, trafik ve stresinin içimde sürüp gittiğini, hücrelerimde uğuldadığını duydum. Ne kadar sürdü bilmem ama sonunda hepsi sustu. Bir fincan süt ısıttım. Geçtim pencerenin önüne oturdum. Hayat, koca bir kurmaca! Nerde geçeceğini bizim seçtiğimiz, kuralları, kazananı kaybedeni olan bir oyun. Bu, şimdi, geçmişte ya da ilerde değişmeyecek. Öyleyse gerçek dediğimiz ne? Elinle dokunduğun mu, aklınla bildiğin mi, olmasını hayal ettiğin, ya da olduğunu sandığın mı? Seçtiklerin mi gerçek? Peki ya vazgeçtiklerin? Bu karmaşaya nasıl dayanıyorsun ruhum, gel kıvrıl yanıma uyuyalım.
Sudan bir tülle kaplı gibi her yer. Bir türlü sağanağa dönmedi yağmur, oysa içimizdeki zehiri akıtmak ve yeniden çiçeğe durabilmek için hepimizin suya ihtiyacı var. Gerçi 13 yaşında bir çocuğu satanların, tecavüz edenlerin, tecavüzcüye ceza indirimi verenlerin; güçsüze şiddet uygulayanların; başkasının hakkını yiyen adaletsizlerin; öldürenlerin; bu dünyada yalnızca kendi var sanıp diğerine yaşam hakkı bırakmak istemeyenlerin içindeki zehiri akıtmaya bir sağanak yetmez. Belki Nuh tufanı…
Hepimizin, hayat enerjisini beslediği kaynaklar farklı. Kimimiz kendi özümüzden, kimimiz dışardan, kimimiz sevdiklerimizden, kimimiz yaptıklarımızdan besleniyoruz. Bahara az kaldı, ilk cemre 20 Şubatta havaya düşmüş, 27 Şubatta ikincisi suya düşecekmiş, 6 Martta da toprağa. İç dengemizi yerine oturtmak, ruhumuzu sakinleştirip dinlendirmak, küçük zerreden uzun süre yetecek hayat enerjimizi doğurmak için onbir günümüz var.
Gel ruhum! Kıvrıl yanıma, doğuma kadar sarılıp uyuyalım. “Dünyaya tutuyorum kendimi, bakılıyorum”*
 
*Edip Cansever
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s