Bir Romanın Hatıratı, Sevgi Soysal


12 Mart Cumartesi günü İletişim yayınları, hem Sevgi Soysal’i anmak hem de 12 Mart 1970 darbesinden bir sene sonra yasaklanan “Yürümek” isimli romanı üstüne konuşmak için bir program düzenledi.

Aşağıda okuyacağınız metin, 1970 yılı TRT Roman Başarı Ödülü’nü alan Yürümek romanının 12 Mart sonrasında başına gelenleri Sevgi Soysal’ın kaleminden anlatmaktadır.

…..

“Seviyordum “yürümek” sözcüğünü; ilerlemeyi, değişimi, durdurulmaz oluşumları gözlemeyi. Kavradıklarını, belki özümleme zorluğundan, kusanlardandım; oturmuş, ufak bir roman yazmıştım. Her attığı adımı ilerlemek sanan, bu nedenle biraz erken ve çabuk yorulan bir kadının, yanlışlara yanlış ad koya koya vardığı labirent içinde, durduğu kaçınılmaz bunalımları, belirli ve sağlıklı kurallar içinde değişen doğayı

Sağlam durumlar ortasındaki bireysel çırpınışların anlamsızlığını, o zamanlar bildiğim ve anlatmak istediğim daha birkaç şeyi sığdırmıştım bu kitaba, sığdırmak istemiştim. Ela’nın onu bıraktığım yürümek noktasında, ilerlemenin gerçek anlamını kavrayacağını umarak.

Böyle işte, Ela kendisinden beklenen bir yana, atabileceği adımları ata dursun, safdil geçmişi umumun ahlak ve edebini fena halde rencide etmesin mi? Ama Ela ne de olsa bir roman kahramanıdır, Yürümek romanının yüz kızartıcılığından sorumlu tutulamaz. Kim sorumlu tutulacak peki koskoca Türk toplumunun genel ahlak ve adabından? Zaman o zamandı, pek çok suçlu ihbar ediliverdi hemen. Bir kez TRT suçluydu, bu roman ödül vererek ve memleketi 12 Mart kıyısına getiren, en kötüsü şimdi, Türk erkekleri arasında, eşeklerle söylemesi ayıp şeyler yapanlar olduğunu yazmaktan hicap duymayan roman yazarı kadındı asıl suçlu. TRT ödüllerinin sorumluları, “suça teşvikten” yargılanadursunlar, TRT içinde onu asla 12 Mart’a getirmemiş masumlar vardı.

Genel ahlak ve adana son derece düşkün, 12 Mart suçlularıyla aynı çatı altında bulunmaktan bedbahtlık duyan ve Türk erkekleri arasında eşeklere, söylemesi ayıp şeyler yapanlar olabileceği iftiralarını şiddetle reddedenler. Bunlar, kendilerini ve kurumlarını bu lekeden temizlemeliydiler.

Aklanma çabaları iki koldan yürütüldü:

1-TRT içi

2-TRT dışı

Önce bir tamim yayınlandı:

Sayı: 005-7-0/1145

Konu: “Yürümek” adlı roman hakkında                                                                                                                                 3.5.1971

                                                                                                                                           ÇOK Acele

               Sevgi Sabuncu’nun yazdığı “Yürümek” adlı roman incelenmiş ve mevcut ahlak kurallarımıza aykırı, bir kamu teşekkülü olan TRT mikrofonlarından yayını uygunsuz görülmüştür.

                Her ne şekil ve suretle olursa olsun radyolarımızdan yayınlanmaması hususuna dikkatinizi rica ederim.

                                                                                                                                       Genel Müdür

Dağıtım: Program Etüd Ve Planlama D. Bşk.

Ankara Radyosu

İstanbul Radyosu

Genel Müdürlük böyle bir tamim yayınlayarak, zinde çevrelere, Yürümek romanı hakkındaki kişisel düşüncesini açıklamış ve gerçek TRT’nin, romana verilen TRT ödülüyle ilişkisi olmadığını kanıtlamış oluyordu. Bu tamimin uygulamada bazı faydaları da oldu, ısrarla “Yürümek” sözcüğünü kullanan programcının programı sansür edldi.

Peki ama romancı ne olacaktı, o elini kolunu sallayarak, yeni romanlar mı yazacaktı, TRT’yi yeniden 12 Mart’a mı getirecekti? İşte TRT dışı çabalar bundan sonra yoğunlaştı.

Büyük Millet Meclisi’nde TRT bütçesi görüşülürken bu fırsat değerlendirildi. TRT bütçesini eleştirecek değerli milletvekillerine, eleştirilerinin daha bilimsel olması için yürümek romanı el altından sunuldu. İşte böylece Yürümek romanı TRT bütçe müzakerelerine ışık tutucu belgesel niteliği kazandı.

Milletvekilleri “Yürümek”ten parçalar okuyarak bütçe eleştirilerini belgelediler. Ne boyutlar kazanıverdi romanım, bir sayfası bütçeler eleştiriyor, memleketi uçuruma getirenlerin iddianamesi oluveriyordu.

Yürümek romanım yayalıktan çoktan kurtulmuştu artık, motorize olmuştu, tank olmuştu, her coğrafyada akıl almaz hızla ilerleyen bir tank.

TRT bütçesi gibi önemli bir konuda, birkaç sayfayla yetinmeyecek kadar titiz olan komisyonun üyeleri resmi bir yazıyla TRT’ye başvurdular ve kitabın tüm komisyon üyelerine dağıtılmasını istediler.

İç düşmanlarından temizlenmek için, bu önemli belgeyi raportör milletvekillerinin  hizmetine sunmuş olan yetkililer, adı geçen romanın TRT yayını olmadığı gibi baştan savucu bir karşılıkla bulunamazdı. Kitap satın alma komisyonundan karar çıkartıldı ve gerekli sayıda Yürümek romanı, yayınevinden satın alındı.

Artık TRT bütçe görüşmeleri selamete çıkmıştı, milletvekillerine gerekli el kitabı olan Yürümek romanı dağıtılmıştı.

Ah, nasıl bir roman yazmıştım ben! Artık benim hâkimiyetimden çoktan sıyrılmış olan romanım nerelere ışınlamıyordu ki beni? Bütçe müzakerelerine, ordan basına ve teeddübden teeddübe düşen sosyete salonlarına. Yine Meclis’e. Ve bütçe müzakerelerinin en titiz ve dikkatli üyesi kitabın kapağında önemli bir delil yakaladı: Bir fotoğrafımın negatifinin basılı olduğu kapakta. Ah, nasıl söylemeli, nasıl anlatmalı? Çoktan sözümü dinlemez olmuştu romanım, ordan oraya ışınlayıp duruyordu beni. Önce Türkiye radyolarına, sonra Büyük Millet Meclisi’ne, sonra basına ışınlıyordu yüz kızartıcı görüntümü: Nankör roman! Volkanlılarla işbirliği yapıyordu romanım, kapağında bir, bir… erkek cinsiyet organı varmış gibi yapıyordu, titiz milletvekilinin gözüne, böyle bir şey gösteriyordu.

Romanın kapağında keşfedilen phallus heyecan, tiksinti ve nefret yaratmıştı. Sözü birbirlerinin ağzından alan milletvekilleri, Kosova’dan, Malazgirt’ten, Sakarya’dan ecdatlarının tarihe yazdığı şanlı sayfalardan söz ettiler. Niçin mi? Bu sayfalarla Yürümek, romanının bir iki sayfasını ve kapağını kıyaslamak için. Sonra, “karılarından, bacılarından, kızlarından bu romanı nereye saklayacaklarını bilemedikleri” için. Ah, yürümek derken, durmak bilmiyordu hain roman, tekmil bacılara, namuslu ev hanımlarına ve aile kızlarına ışınlıyordu yüz kızartıcı kapağını.

Yapacak bir şey yoktu benim için gerçekten, süklüm püklüm, evden işe-işten eve gitmekten başka, ama kurtulamıyordum romanımdan.  Bir akşamüstü, evime doğru, herhangi, asla roman yazmamış memure gibi dönerken, bahçe duvarına kümelenmiş kopiller bağırdılar arkamdan…

“Yürümek… Sevgi Sabuncu… Yürümek! …”

Yok yazıldığı gibi değildi bu roman artık, biçim, kılık, kalıp değiştiriyor, her taşın altından çıkıyordu karşıma. Kırk yılın birinde berbere gitsem, manikürcü kız, gözlerini süze süze soruyordu:

 “Yürümek romanını siz mi yazdınız abla?”

Sonra hiç roman okumadıklarını pek iyi tahmin edebileceğim kişiler, ansızın “Aşkol, bana romanından vermezsen bozulurum” diye sırnaşıveriyorlardı.

Hiçbir ananın oğluna almayacağı, hiçbir kendini bilen hanfendinin ahbaplık etmeyeceği, hiçbir ciddi ve güvenilir kurumun iş vermeyeceği, hiçbir bankanın kredi vermeyeceği, hiçbir bonosunun kırılmayacağı, hiçbir nikâha şahit olamayacak, hiçbir senede kefil olamayacak biri kılacaktı romanım beni. Adını Yürümek kor musun; ilerlemenin kurallarından söz eder misin? Al sana akıl almaz bir deli koşturması!

Romanımı, yeteri kadar vatanperver kınadıktan; yeteri kadar aile kadını evine sokmadıktan sonra, köklü tedbirler alınmasına sıra geldi.

O sıralar zaten hep köklü tedbirler alınıyordu, o sıralar zaten hep yuvalar kazılıyor, kökler temizleniyordu. “

Böylece, “Sevgi Sabuncu tarafından yazılarak Aralık 1970 tarihinde Sevinç matbaasında bastırılan Yürümek isimli Roman kitabının, 10. Sulh ceza Mahkemesinin 17.6.1971 tarih, 971 sayılı kararı ile toplattırılmasına karar verildi.”

Sevgi Sabuncu, 24.6.1971 tarihinde bir dilekçe ile bu karara itiraz etmek istedi ise de, adliye sarayında itiraz dilekçesini kabul edecek bir merci bulamadı.

Sonunda küf kokan, evrak dolu bir odada, kara kolluklu yaşlıca bir evrak memuru, hayatta yemiş olduğu sillelerin verdiği umursamazlıkla yüzü kızarmadan dilekçeyi aldı ve okudu. Kafasını çok yaşamış, güngörmüşçesine salladıktan sonra, indirdiği bir dosyada dilekçenin “ilgisini” buldu. İtiraz dilekçesinin ilgisi, müstehcen sayfası açılarak öteki sayfaları toptan zımbalanmış “Yürümek” romanıydı.

Evrak memuru, suç delilini okudu, bana döndü:

“Kızım doğru yazmışsın ama keşke yazmasaydın, bu adamlar cahildir anlamazlar.”

Sonra karşısına kırk yılın birinde, evrak yerine canlı birinin çıkışının verdiği sevecenlikle, yardıma karar verdi. “Burda kimin kimsen var mı?” “Yok.” “İyi öyleyse, bak ben senin ağabeyinim, bu beladan kurtarayım seni.”

Büyük şehirde ilaçla uyutularak bekâretini yitirmiş taşralı bir kız görüyordu karşısında, dilekçem elindeydi, ses etmedim. O önde ben arkada koridorlar geçtik, merdivenler indik-çıktık, sonunda bir mahkeme kapısına vardık. Evrak memuru, önce kendi girdi mahkemeye, sonra kapı aralığından sadece kolluklu kolunu uzatarak içeri girmemi işaret etti.

Hemen savundu beni.

“Bu kızcağız, Ankara’da yalnızmış hâkim bey, bu romanı hayalen yazmış, kendi yaşamamış, bu seferlik mazur görün…”

Hâkim başını kaldırmasıyla ve de dilekçede adımı görmesiyle. “Defol…”  diye bağırarak… Adliyeden ışınlanmıştım.

Böylece Türk Ceza Kanunun 427. maddesine muhalefetten sanık Sevgi Sabuncu hakkında Toplu Basın asliye Ceza mahkemesinde dava açıldı. İddianameyi tebellüğ ettim. “Yukarda açık kimliği yazılı Sevgi Sabuncu tarafından yazılarak Yürümek adlı kitabın 89. sahifesinde başlayıp 91. sahifesinde sona eren… kısmının T.C.K 427. maddesine aykırı nitelikte bulunduğu anlaşılmış ve bu kitabın toplattırılmasına Ankara 10. Sulh ceza hakimliğince 17.6.1971 tarihinde 971/56 müteferrik sayıyla karar verilmiş olup hazırlık soruşturması evrakı ilişikte sunulmuştur.

Yazar Sevgi Sabuncu’nun yargılanmasının mahkemenizde yapılarak, hareketine uyan 5680 sayılı kanunun 143 sayılı kanunla muadel 16/1 ve TCK’nın 427. maddeleri delaletiyle TCK’nın 426. maddesine göre cezalandırılmasına ve kitabın TCK’nın 427/2. maddesine göre müsadere ve imhasına karar verilmesi iddia olunur, 17.6.1971, Cumhuriyet Savcı Yardımcısı”

Büyük tirajlı gazetelerde bir manşet:

“Program uzmanı Sevgi Sabuncu’nun TRT ödülü olan yürümek adlı romanı, hayvanlarla cinsi münasebeti övücü nitelikte bulunduğu için toplattırıldı.”

Hayvanlarla cinsi münasebeti övücü nitelikte… Bozkırlar, Karadeniz, Karadeniz’deki ölü balıklar, Tirebolu miskinliği, karıncalar, Yenişehir çocukları, tavşanlar, kirpiler, tereyağı yemeyen Şenel, asma kökleri, Memet’in erkeklik gururu, fareler, şeytanı mızraklayan Aya Yorgi, sürgünleri kemiren sincaplar, Memet’i kahreden genelev, kemirmekten bıkmayan porsuk, iyi yemek yemesini bilmeyen biriyle yatmayacak kadar iyi terbiye görmüş olan Ela, aslında insandan korkan kurtlar, Hilton Oteli’nde geçen balayı, bereketli topraklarda serpilen haşhaş tohumu, hastane hademelerinin gözünde bir hiç olan yüz binlerin doğumu, ölümden daha çabuk çoğalan hamam böcekleri, amansız ayrık otları, bir sinek ölür gibi gerçekleşen boşanma, deri değiştiren yılan, Ela’yla Memet’in sevişmesi, bozuk musluktan akan sular, İmroz, yaşlı Rum’un boğulan keçisi, her şeyden soyutlanması mümkün olmayan mutluluk, tükenmişin üstünde çoğalanlar, geri dönen som balığı, nüfus kâğıtlarının, banka ve aile cüzdanlarının yanına bırakılan cümleler, yürümek, dönüp bakmamak arkaya… Bunlar, bütün bunlar işte, uzayın belirsiz yerlerine ışınlanmış, terk etmişlerdi romanımı.

“Hayvanlarla cinsi münasebeti övücü nitelik”le kaldım mı şimdi baş başa.

 Sevgi Soysal

Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s