Aşk ne olaki?


“Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm

Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da beraber ıslansak.”*

Geçen haftasonu kahvaltımı küçük bir kafede yaptım. Nerdeyse masama bitişik yan masada, yirmili yaşların başında bir kız bir erkek  kahvaltı yapıyordu. Çocuk, kıza eski sevgilisini, henüz bitirdiği lise yıllarını anlatıyordu, ister istemez kulak misafiri oldum.

 

“Tuttu ellerimi tekme atmaya başladı. Ben inanamıyorum bu kadar yumruk yiyeceğim ve bağırmayacağım. Arkasından diğerleri geldi. Hatırlamadığım bir ara bitti, beni bırakıp gittiler. Kalktım eve geldim, babama görünmeden sağlık karnesini alıp hastaneye gittim. Kollarımı buraya kadar alçıya aldılar, parmaklarım kırılmış. Düşünsene, ben ona hiçbir şey yapmadığım halde bana bunları yaptılar! Okula gidince beni alçılı görenler çocuğu dövmek istediler, benim de kendimce çevrem vardı tabi. Aynısını ona yapmadık ama zaman için de ite kaka çıkardık acısını. Sonra o kız beni döven çocukla çıktı. Arada bana gelip ağladı ama çıktı o çocukla. Bu sevgi veya sevgililik değil bence. Neyse, boş ver! Daha var, anlatmadığım çok şey var, ama boş ver. Çok uzun sürer, akşama kadar burada otururuz başlasam. Hadi kalkalım.”

 

Vücut dillerine bakılırsa, onlar da sevgili olma yolundalardı, kalkmadılar. Eski sevgiliyi artık dinlemek istemeyen kız, sonunda dayanamadı: “ Çok yıpratmış bu seni, bitti diyorsun ama baksana hala dilinde” deyiverdi.

 

“Yok be! Çoktan bitti ama yaşananları yok sayamam tabi. Hadi kalkalım.”

 

Kalkamadılar, aşk üstüne konuşmaya döndü sohbet. Daha yumuşak perdeden, daha kesik kesik…Kulağıma ara ara cümleler takılıyordu yine de. “Aşk diyorum ama bu aşk kelimesini tam karşılamıyor. Başka dilde ya da kullanılmamış bir kelimeyi söylemek istiyorum aşk yerine.” Artık duyulmayacak kadar sessiz konuşuyorlardı. İkisi de dirseklerini küçük masanın ortasına doğru uzattı. Eski sevgilinin konuşu tamamen kapanmış olmalı, şimdi kızın bir eli yanağında, başı sağa doğru eğik, “Ben aşık olduğumu nasıl anlıyorum biliyor musun?” diyor.

 

Aşık olmanın muhteşemliği bir yana, sadece üstüne konuşulması bile etrafa peri tozları saçıyor. Kalkıyorum.

Bir kaç günlüğüne de olsa yola çıkıyorum. Bu gece üstümü Beyrut’un gökyüzü örtecek. Bilmediğim sokaklar, insan yüzleri, meydanlar, gülüşler, sesler, binalar, yollar ve bahçelerden geçeceğim.  Bu haftasonu, lambanın cinini size bırakıyorum, ben hayatın süprizlerini kabul ediyor olacağım.

“İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz üç kere çınarlar”*
*Turgut Uyar 

Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s