LÜBNAN (2)


“Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım…
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek… “*

BEYRUT (devam)

Müzeden çıkışta kendinizi sokakların süprizine bırakabilir ya da taksiyle Ermenilerin yaşadığı Bourj Hammoud mahallesine gidebilirsiniz. Ben ilkini seçiyorum, rotam Beyrut nehrinin kuzey batısı: Ashrafiyeh, Nejmeh Meydanı ve Hamra.

Ashrafiyeh caddesiyle Nejmeh meydanı arasında yürürken, önünde askerlerin beklediği pek çok  resmi bina ve trafikte UN askeri jipleri göreceksiniz. Eğer objektifiniz uzaktan çekmeye elverişli değilse, buralarda fotoğraf çekerken kadrajınıza dikkat etmelisiniz, çünkü her ülkede olduğu gibi burada da “askeri güvenlik/askeri sır” dedikleri şey pek değerli. Yürürken kaybettiğiniz enerjiyi toplamak için, her hangi bir köşeyi dönünce karşınıza çıkıverecek tatlıcıları ve dondurmacıları öneriyorum. Ama yorgunluğunuzu alsın diye taze demlenmiş ince belli bardakta demli bir çaysa hayaliniz, üzgünüm, bulamayacaksınız. Burda yaygın olan siyah çay sadece Lipton bardak poşeti, bir kaç kişiyseniz poşetler demliğin içinde geliyor. Suriye, Fas, Mısır ve İran’da yaygın olan demlenmiş siyah çay “Ekmekçi”lerde de yok ama buralarda demleme karışık bitki çayları bulabilirsiniz. Geleneksel kahve ya da Türk kahvesini hemen her yerde bulabilirsiniz. Az köpüklü ve tadı, bizim pişirdiğimizden biraz daha uzun süre ateşte kaldığından acımsı.      

Yol boyunca burnunuza tanıdık akdeniz kokuları gelecek; portakal çiçeği, yasemin, zeytin, kekik… Şehirde Lübnan bayrağının sembolü sedir ağacına pek rastlamıyorsunuz. Söylendiğine göre ülkede savaşlarla epeyce azalan sedir ormanlarının yeniden canlandırılması için çalışılıyormuş. Karşımıza çıkan vinçlere ve yapılması planlanan sitelerin etrafını çeviren, bitince içinde neler olacağını resimlerle anlatan panolara bakılırsa sadece ormanlar değil tüm şehir yeniden inşa ediliyor gibi. Neredeyse her sokakta karşınıza, yeni binalarla tezat, insanın zihnini çimdikleyen, kurşun izleriyle kaplı  bir harap ev çıkıyorsa şehir merkezine yakınsınız demektir. Az sonra  yolunuz Martyrs meydanından geçecek ve denizi göreceksiniz. Sağdan yürümeye devam ederseniz, şehrin merkezine, yıldız şeklindeki Nejmeh meydanına varırsınız. Meydan sizi her dinden, her ırktan insanın bir arada ve barış içinde yaşayabileceği bir dünyanın mümkün olduğunu hayal etmenize sebep olacak bir görüntüyle karşılayacak: St. George katedrali ve yanında cam göbeği mavisine bayanmış  kubbesiyle Mohammed al-Ameen camii. Katedralin inşaasına 1884 yılında başlanmış, tamamlanışı ise 1894. Sivil savaş boyunca hasar gören katedralin, tadilatının yapılarak tekrar açılışı ise 2000 yılını bulmuş. Yanı başındaki Al-Ameen camisinin inşaatı, suikastle öldürülen Lübnan devlet başkanı Refik Hariri’nin talimatıyla 2003 yılında başlamış, tamamlanması ise ölümünden sonraya denk geliyor. Lübnan’lı sanatçı Fairouz’un 2003 yılında St. George kilisesinde okuduğu “Wa Habibi” parçasını dinlemek ve içinde fotoğraf çekmekilmesine izin verilmeyen kilisenin tavan bezemelerini görmek isterseniz: http://www.youtube.com/watch?v=1KiYyfIpVMg

Bir kaç adım sonra etrafı onlarca mağaza, restoran ve kafeyle çevrili, ortasında Beyrut saat kulesını saklayan Nejmeh meydanındasınız. Saat kulesi sivil savaş sırasında zarar görmesin diye başka şehre taşınmış ve savaştan sonra eski yerine tekrar dönmüş diyelim ve yemekten önce gün batımının keyfini sürmek için meydanın hemen dışına Beyrut nehrinin kıyısına gidelim. Uzakta, akşamın alaca karanlığında eskisi yenisine karşısan binaların üstünden günün son kırmızı ışıkları suya iniyor. Şanslıysanız, cami ve katedralin ışıklarının üstünde yükselecek dolunay, yemekten sonra yine burada sizi bekliyor olacak.

Lübnan’a gelip yemeği, özellikle de mezeleri es geçmek olmaz. Bir kısmı, Hatay ve Antep mutfağından aşina olduğumuz tatlar. Humus (tahinli ve limonlu nohut ezmesi), zahter salatası, labne (nane veya zahterli süzme yoğurt), moutabbal (tahinli ve limonlu közlenmiş patlıcan ezmesi), muhammara (baharatlı ve zeytinyağlı ceviz ezmesi), warakenab (Lübnan usulü yaprak sarması), kebbeh (Lübnan usulü çiğ köfte), samboussek (kıymalı veya peynirli küçük börek), tabbule (bulgurlu domatesli yeşil salata), dağ kekikli peynirli gözleme ve tatmaya fırsat bulamadığımız sıcak mezeler, ana yemekler…

Gece, isterseniz eğlence hayatının devam ettiği Gemmayzeh’e; isterseniz kahve ve nargile keyfi yapmak için, gece gündüz hareketli Hamra caddesindeki kafelerden birine; ya da Beyrut’ta kabare türü eğlence nasıl oluyor göreyim diyorsanız, bir hafta önceden rezervasyon yaptırarak yer bulabileceğiniz The Music Hall’a gidebilirsiniz.

Hamiş: The Music Hall’e (1) benim gibi dans edeceğinizi hayal ederek giderseniz, şaşırabilirsiniz. Burası daha çok gazino havasında, tüm dekora kırmızı kadifenin hakim olduğu bir yer. Geldim hoplayıp zıplamadan gitmem diyorsanız, yerinizi bar taburesinde ayırttırmanızı ve etraftan animasyon için mi geldiler diye tuhaf tuhaf bakanlara da aldırmamanızı öneriyorum.

“Gitmeye hazırım ve şevkimin yelkenleri rüzgarı bekliyor.
Bu durgun havadan sadece bir nefes daha alacağım,
sadece bir bakış daha geriye, sevgi dolu…
Ve sonra aranızda yerimi alacağım,
gemiciler arasında bir deniz yolcusu olarak ben… “*
 

 

 * Halil Cibran

(1) The Music Hall’e giriş kişi başı 55usd, üç tane içki dahil. Buradan Hamra caddesine kadar taksiyle 10.000 LBP.

Reklamlar
Bu yazı geziler, Lübnan içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s