kiraz çiçekleri


Şafak sökerken,
Kiraz çiçeklerine
Vurup geçer yağmurun sesi.”*

Deprem, tsunami, nükleer sızıntı, savaş uçakları, BM kararları, bombalar, tezkereler, acı ve ölüm… Oysa baharı karşılama, yaşamı kutsama mevsimindeyiz. Kiraz çiçekleri ha açtı ha açacak! Japonlar için kiraz çiçeklerinin açması festivallerle kutlanacak kadar değerli çünkü dalında on günden uzun kalmayan çiçekler hem hayatın geçiciliğini anlatıyor hem de herşeyin yeniden başladığını. Biz tüm olanları kılımızı kıpırdatmadan, bir uzak doğu filmini ya da acıklı bir diziyi izler gibi televizyondan seyrederken; ve memleketin çok bilenleri nükleer sızıntı bize kadar gelir mi, nükleer dediğin tüp gazdan daha riskli değildir, inat ettim azimle taşı delecem nükleeri yapacam diye işkembeden ahkam keserken; Japonya’da binlerce insan kiraz çiçekleri açarken hayata yeniden başlamayı dileyerek ölümü görüp, ölümü soluyor.
Memlekette ise gerilim bir türlü bitmiyor. Baharın gelişini şenlikle kutlamak ne mümkün, meclistekiler ve meclise girmeye hazırlananlar ve bilimum koltuk sahipleri ve koltuğa niyetliler, nerdeyse yeşeren herşeyi bağıra çağıra yolup birbirinin suratına atacaklar. Ben ömrüm boyunca göremedim, bilmem benden öncekiler görmüş müdür şöyle neşeli, cıvıl cıvıl günleri; alçak perdeden konuşulduğunu, anlatılanın dinlendiğini, gelecek için hep birlikte hayal kurulduğunu…  Yeter artık, kavga gürültü yaşayıp gitmeyelim, kiraz çiçekleri açtığında başka türlü bir hayata başlayalım. Çok mu imkansız?
Dinlemelik: Nanae Green (piyano); Toru Takemitsu – Rain Tree Sketch II : http://www.dailymotion.com/video/x25xmc_toru-takemitsu-rain-tree-sketch-ii_music
“Dökülen kiraz çiçeklerini,
Durdurmanın bir anlamı
Yok ki.”*
Bugün, bu toprakların eski gezginlerinden Evliya Çelebi’nin  400. Doğum günüymüş (25 Mart 1611). Hayali bile içimi titreten uzun, gezgin bir ömür… “Acaba işi gücü gezmek olsa, bunu keyif yerine “zorunluluk” sanmaya başlar mı insan?” diye sordu biri kafamın içinde. “Yok, aylaklığın zorunluluğu olmaz” dedim aceleyle, sonra da kafa karışıklığı dağılsın diye devam ettim: “Aylaklık insanın tüy gibi hafif olduğu bir faz; algıların açık, ritmin düzgün, kalbin huzurlu olduğu, mekansız ve zamansız bir haldir. Anlamı yollarda ararsın, hayatın kıyısında durup beklemek yerine onla birlikte akmaya kalkarsın. Malı mülkü değil, duyduğunu, gördüğünü biriktirirsin.” Masal gibi anlatılır ya Evliya Çelebi rüyasında gördüğü peygamberden şefaat dileyeceğine seyahat dilemiş, sonra da ömrü yollarda geçmiş diye. Ben en iyisi bu akşam, Evliya Çelebi’nin yerine doğum günü pastasındaki mumları üfleyip, bir dilek tutayım. Kim bilir?
Bir gece orada misafir kalıp sabahleyin gemicilerin haber vermesiyle acele kıyıya gelip yine gemiye bindik/…/Bir ara denizde serseri gezdik. Sonra rüzgârın uygun esmediğini görerek gemimizi rüzgâra uydurduk, ikindi vaktinde İstanbul kıyılarında 5 mil daha giderek Ayastafanos kasabasına geldik. /…/Burada bütün arkadaşlarımızla gemiden çıkıp misafir olduk. Sabahleyin yaya olarak kıyıdan kuzey tarafına giderek 3 saatte İskender Çelebi Bahçesi’ne vardık. Bu bahçe, deniz kıyısında Cennet bağı gibi bir Hünkâr bahçesidir. II. Selim Han çağında İskender Çelebi adlı bir Defterdar’ın bahçesi imiş. Mimar Sinan yapmıştır.”**
*Kiraz Bahçesi, Takahama Kyoshi / **Seyahatname, Evliya Çelebi / Görsel: Google Image
 
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s