“Ve benim bildiğim kadarıyla, her şeydir bir insan”


“Anlıyorum
Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
Yalnızca bunun için uzun
Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
Bir sevgiyi yontup onarmak için
Döğüsmek de sevgidir
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
Inançlı bir insan soyunun parçasıysa.”*
 Hakkını vererek yaşamak dediğimiz nedir acaba? Kafamızın içinde o kadar fazla kalıp cümle, o kadar fazla tanım var ki, içinden neyi seçeceğimiz ya da hepsinin arkasındaki gerçeği nasıl göreceğimiz, bunları ruh halimizden bağımsız nasıl değerlendireceğimiz kocaman bir soru işareti.
“Hakkını vermek” ve “yaşamak”  alt kavramları ve bunların birlikteliğinden oluşan “hakkını vererek yaşamak” kavramı var elimizde. Belki yola sözlük anlamlarından başlayarak çıkabiliriz.
TDK Güncel Türkçe sözlüğüne göre;
Hakkını vermek:1) gereğini bütün olarak yerine getirmek  2) birinin çalışmasının karşılığını gereğince değerlendirmek
Yaşam:Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat
Basite indirgersek, elimizde doğumla ölüm arasını kapsayan bir süre var ve bizim bu süreyi gereğini yerine getirecek şekilde geçirmemiz “hakkını vererek yaşamak” oluyor.  Burada da karşımıza “gerek” kavramı çıkıyor.TDK Güncel Türkçe sözlüğüne göre;
Gerek : 1) İcap 2) Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım.
Yine basitleştirerek, doğumla ölüm arasını kapsayan süreyi, olması beklenen şeyleri yaparak geçirmek “hakkını vererek yaşamak” oluyor. Neler bu olması gereken şeyler? Zamana, kültüre, içinde yaşanan topluluğa, genel dış şartlara, kişilik özelliklerine vs bağlı olarak değişen sonsuz eşleşmeler…  Elimizde koskocaman geniş bir alan var, seç seç koy içine, isteyen istediği gibi doldurabilir.
Yani, sonsuz sayıda yol, sonsuz sayıda seçimle şekillendiriyoruz “yaşam” dediğimizi. Hepimiz, biricik ve bize özel bir şekilde geçiriyoruz bu süreyi. Mutlu olmak için, varlığımıza anlam kazandırmak için, içimizde olanla, içine doğduğumuzla, devindiğimiz mekan ve zamanla birlikte ince ince kuruyoruz. İçinden geçerken,  hayatı da kendimizi de değiştiriyoruz. Ve içinden biz çekildiğimizde kurduğumuz toza dönmesin diye, bizden sonra da devinmeye devam edecek olan sonsuzluğa, kimimiz eşyayı, kimimiz insanı, kimimiz düşüncelerimizi, kimimiz sadeliğimizi, kimimiz kötülüğü, kimimiz sesimizi/sözümüzü, kimimiz acıyı, kimimiz hazzı ama mutlaka bir şeyimizi miras bırakıyoruz.Böyle bakınca yaşam hem biricik, uçarı, süprizlerle dolu, mucizevi; hem de, eğer dokunuşlarımızdan geriye bırakacağımız mirası önemsiyorsak, sorumlulukların eşlik ettiği yorucu bir yolculuk….Bugün neşeli Cuma. Hepimiz için lambanın cininden, bahar yağmurunun keyfini çıkarıp, hayaller kurduğumuz, yaşama avuç avuç sevgi saçtığımız, bol süprizli bir haftasonu diliyorum.
“Sonunda başbaşa kalıyoruz gene
Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
İşte az önce yağmur da basladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.”*
*Edip Cansever

       

 

Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s