Çorak ruhların filizlenmesindedir kurtuluşumuz, unutmayalım.


“Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam ‘ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?” Halil Cibran
Internetten detaylı bilgiye ulaşabileceğiniz “öğrenilmiş çeresizlik”, Martin Seligman’ın 1967’de depresyon konusunu çalışırken, köpekler üstünde yaptığı deneylerden yola çıkarak ulaştığı bir kavram. İnsanı yalnızlaştıran, kısır döngü içinde gördüğü fiziksel/ruhsal/cinsel şiddeti zamanla doğal kabul edip sinmesini sağlayan, depresyonla ilintili ya da depresyona evrilen bir durum…
Kişinin içine hapsolduğu şeyi yaratan; aile ve toplumun uyguladığı, gelenek, kültür, ahlak, dünya ve devlet kurallarıdır. Yavaş artan bir dozda bireye öğretilen: Döngüyü kıramayacağı, dünya düzeninin kendinden önce böyle kurulduğu, ailesinin/devletinin onun için en iyi olanı bildiği, itiraz ederse şiddetle cezalandırılacağı, dışlanacağı, öldürüleceğidir. Yaşam kısadır, dünya böyle kurulmuş ve yerimiz böyle belirlenmiştir, tek başımıza bunu değiştirmemizse imzkansızdır. Bize söylenen, bu durumu kabul etmemiz, bunla yaşamayı öğrenmemiz, hatta bunun içinden keyif alacağımız, yaşama tutunacağımız bir şeyler çıkarmamızdır. Başka da çıkış yolu yoktur!
Sistem elindeki tüm araçları kullanarak, bireyin etrafına bir koza örer. Artık, evrende ve etrafta olan herşey, kozanın içine, buzlu camın arkasından vuran güneş gibi, sistemin istediği şekilde kırılarak gelmektedir. Bakınız: Gazetelerdeki haberler, köşe yazıları, hayat ve kadın köşeleri; televizyonlardaki diziler, eğlence ve söyleşi programları.
Bağıran, vuran, kavga ederken eşinin onun için hazırladığı masayı bir vuruşta deviren, saçından tutup sürükleyen, töre diye kızkardeşini piyon olarak aşiretin önüne atan, sevgi sözlerini çok nadir ve sevgiden çok kavga sözü gibi söyleyen, bir türlü iletişim kuramayan, asla ağlamayan, güçsüz görünmeyen, yumruğu bıçağı eksik olmayan, ölümüne seven, öldüresine döven, sorunları konuşarak değil kaçarak ya da şiddet kullanarak  çözmeye kalkan, kültürü en fazla mantar çeşidi olarak bilen, ruhları hasta dış görünüşleri cilalı erkekler; sürekli ağlayan, kendini odalara kapatan, ezik, kendi aralarında sürekli rekabet eden, boyun eğmeyi erdem sayan, maddi gücü olsa bile bedeni üstünde hakkı olmayan, aldatılan ve sineye çeken, dövülen, iletişim kuramayan, sorunlardan kaçan, ruhları hasta dış görünüşleri cilalı kadınlar… Televizyon sayesinde senelerdir, her akşam salonumuzun orta yerinde, sevgisizlik, iletişimsizlik, korku ve şiddet arz-ı endam ediyor. Siyasetçiler, köşe yazarları, memleket meselelerini tartışanlar ve akademisyenlerse, birlikte mutlu yaşayacağımız umutlu geleceği değil de; maço bir dille, etrafımızdaki ve içimizdeki düşmanları, gelmek üzere olan kötü günleri anlatıp duruyorlar.
Epey uzun bir süredir, bu memlekette cinnet, umutsuzluk, intihar, yok oluş hüküm sürüyor. Yarınsız, hayalsiz, yaşam sevinçsiz, herşeye sahibiz ilüzyonu içinde yoksunlaşıyoruz. Güneşli, masmavi gökyüzünün altında, badem çiçekleri, fesleğenler ve papatyaların yanıbaşında çorak ruhlar çöplüğünün dişlilerine dönüşüyoruz!
Öyleyse hadi, bunu durduralım. Televizyonları kapatıp, gazeteleri okumayı bırakalım artık! Beynimizde çınlayıp duran ezbere sözler, korku çığlıkları, gürültü sussun, yeter! Biliyoruz, bizi, içine tıkıldığımız kozadan canımızın çekirdeği kurtaracak. Dönüştüren, yenileyen, sağaltan, gücümüzün kaynağı olan bu öz gösterecek bize sarıldığımız kozanın AŞILMAZ olmadığını. Hem, bademi çekirdekten ağaca dönüştüren de bademin özü değil midir? O zaman hadi, kapatalım televizyonları, bırakalım gazeteleri, can çekirdeğimize dönelim. Özümüzü bulup, kendimizi bir kez daha doğuralım. Çorak ruhların filizlenmesindedir kurtuluşumuz, unutmayalım.
“Doğru yolu bulmak için kaybolmak gerekir… Labirent, içine giren kaybolsun ve dolaşsın diye yapılır. Ama labirent, o aynı kişiye, yeni bir plan çizmesi ve labirentin gücünü yok etmesi için bir başkaldırıyı düşündürür. Bunu başardığı taktirde insan labirenti yıkacaktır; onu boydan boya geçen biri için labirent yoktur.” Hans Magnus Enzensberger – Çağdaş Edebiyatta Topolojik Yapılar
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s