“Ben kalbindeyim Tanrı’nın” – Müzik:Zbigniew Preisner


Yine ne yazacağımı bilmez haldeyim. Bu defa sebep, ruh halimle iyiden iyiye tezat ülke gündemi.  Tam şifre vardır yoktu, yazık onca insanın güveni sarsıldı, geleceğiyle oynandı, telafisi olacak mı? öğrenciler eylem yapmaya karar vermiş derken, yukarılardan bir açıklama geldi  sokaklara kimin döküldüğü ortadadır, provakatif olaylardır, provakasyon olacaksa da biz yaparız, kafamı kızdırmasınlar biz de onların karşısına 5 bin, 10 bin genci koyarız ama gerilimden yana değiliz. Memlekette bunlar olurken ben, Akdeniz’de portakal çiçeği mevsimi ıskalanmamalıdır deyip Adana’ya gittim. Bütün sokaklar şıkırdım çiçeğe durmuş turunç ağaçlarıyla bezeliydi. Şehirle birlikte ben de, portakal çiçeği kokusundan bir bulutun içine saklandım, sesler önce uzaklaştı, derken hiç duyulmaz oldu. İki gün boyunca masal ülkesinde, peri padişahının kızı, kebap ve taş kadayıfın efendisi, hayvanlar alemini seven tüm çocukların oyun arkadaşıydım.

İyi ki, gerçek dünyaya dönerken yanıma bir kucak efsunlu portakal çiçeği almayı akıl etmişim. Zira, döndüğümde bulduğum, bıraktığımdakinden beterdi. Kafası karışık olan sadece ben değildim, anlaşılan memleketçe yıllardır kafa karışıklığımız geçmemişti. Bir türlü devlet nedir, vatandaş nedir, sınır ve görevler nerede başlar, kim kim için vardır çözememiştik, kötü olan çözmek için kafa yormayı da bırakmak üzereydik. Portakal çiçeğinin efsunlu kokusu dağılmaya başladıkça kulağıma çalınan kelimeleri duyar oldum.  Halk, padişah, hak, yasaklar, kul, yaşam, ferman, baraj, kes ulan! nükleer, üç beş çapulcu, marjinal, orjinal, muhalefet, başkanlık, çatışma, hünkarım, bağımsız aday, sen benim kim olduğumu biliyor musun? Evet, kimsin sen hakkaten? “Sizin alınız al inandım. Sizin morunuz mor inandım. Ben tam dünyaya göre. Ben tam kendime göre. Ama sizin adınız ne. Benim dengemi bozmayınız”*
Evet, evet, neyse ki yanımda bir kucak efsunlu portakal çiçeği getirmişim. Tüm ofise, evin her odasına yaydım çiçekleri. Sakinledim. Yoksa, bu gerçeküstü, kabusun bir tık berisi memleket hallerinde, akıl sağlığını korumak zor. İstanbul’da, tane tane, dolgun bir yağmur başladığında, fark ettim: Saksağan salon balkonumdaki yuvasına iki tane yumurta bırakmıştı. “Sevdiğinizde,Tanrı benim kalbimde, ‘ yerine, Söyle deyin, ‘Ben kalbindeyim Tanrı’nın…”**  Böylece, saksağan, yağmur ve portakal çiçeği beni kabusun içinden alıp, Tanrı’nın kalbine yerleştirdi.
Yazıya eşlik eden müzik Zbigniew Preisner’den – Tango (trois couleurs – blanc) ‘the end’ : http://fizy.org/#s/1ghwxw
Görsel: www.maggietaylor.com
*Turgut Uyar
**Halil Cibran
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s