paskalya, yazmak, tiyatro, saksağan ailesi, detoks vs


Biraz zamanımı ayarlayamamaktan, biraz iş yoğunluğundan, biraz bahar mahmurluğundan, beş gündür oturup iki satır yazamadım. Bir yanda aklımda biriken yazılar, bir yanda yazı geciktirmenin verdiği suçluluk hissi…Öylesine değil de, hakkını vererek yazmanın ne kadar ciddi bir iş olduğunu; yazılarının okunduğunu bilmenin insana enerji ve mutluluk verdiğini; düşüncenin ve hayallerin paylaşılarak gerçeğe evrildiğini öğreniyorum yazdıkça. Digitürk’ün blogspot yasağı yüzünden, bir de kendimle rekabet eder oldum. Artık hiç yeni yazı eklememe rağmen, eski adresi ziyaret edenler açık ara daha fazla. Eski/yeni iki bloğun okurlarının ortak paydası  Rengarenk ve Siyah olduğuna göre rekabetin anlamsızlığı ortada diyor ve neler oldu bu beş günde onları anlatmaya geçiyorum.
Salon balkonundaki misafir yuvamızda, anne saksağan bu pazartesi altı yumurtayı tamamladı, kuluçkaya yattı. Babam, “Kuşlar yumurtlasa bile, tedirgin olunca yuvayı ve yumurtaları bırakıp giderler” dediği için; hem meraklı gözetlemelerime son verdim, hem de beceriksiz ilk cik sesini duyuncaya kadar, menekşeleri huysuzlandırmayı da göze alıp perdeyi kapattım. Bir canlının var oluş süreci ne mucizevi, ne muhteşem!
Cumartesi akşamı, hayatımda ilk defa bir paskalya kutlamasına katıldım. Konunun dışında olan ve  bayramların keyfini çıkarmayı geç de olsa öğrenmiş birisi olarak, keyifli,  oyun gibi bir ritueldi diyebilirim. Kendimizi, hem bu dünyaya, hem de ölümden sonrasında var olduğunu düşündüğümüz /umduğumuz /sandığımız dünyaya bağlamak hepimize iyi geliyor sanırım, ne dersiniz? İnançlarımız, bağlanma yollarımız başka başka olsa da; özünde içimizde hissettiğimiz yalnızlık, köksüzlük, dünyayı bırakma ve yok olma korkusumuz benzer. O günkü kutlamalar, boyalı yumurtalar, paskalya çörekleri, taze demlenmiş çay, sucuk ızgara, türküler ve muhabbet eşliğinde, gece yarısından sabaha karşıya uzayan, kalabalık bir kahvaltıyla tamamlandı.
SU DEDİ Kİ
“Gönül buğday tanesine benziyor,
bizse değirmene.
Değirmen nereden bilecek
bu dönüşün sebebi ne?”Mevlana
Pazartesi akşamı, Özen Yula’nın yazıp yönettiği  “Şems…Unutma..!” oyununu izledim Kenter Tiyatrosu sahnesinde. Oyun, metniyle, sahne kurgusu ve müziğiyle, oyuncularıyla izleyeni alıp bir başka aleme götürüyordu. Aşkın, can cana sohbetin, seslerin ve sözlerin alemine… Oyun üstüne, hak ettiği özende bir yazıyı önümüzdeki günlerde yazacağım. Şimdilik izleyecekleri de düşünerek, “Mutlaka izlemelisiniz. Ruhunuza, kalbinize ve gözlerinize çok iyi gelecek” demekle yetiniyorum. 2 Mayıs’ta yine Kenter Tiyatrosunda, biletler Biletix’te.
‘Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk ‘tır.’  Halil Cibran
Yoga, meditasyon derken, geçen ilkbaharda, uzun yıllardır Japonya’da yaşayan arkadaşım Nilgün’ün yüreklendirmesiyle detoksu da hayatıma katmıştım. Geçen sene yaptığım, sonbahar ve ilkbahar detokslarında, zorlanınca kendime esneme hakkı verdiğimden,  detoks süresince bedenimde ne olup bittiğini anladığımı söyleyemem. Bu defa azmettim, kaytarmak yok. Dikkat, dikkat,  26 Nisan-2Mayıs arası detokstayım, kenara çekilin her an düşebilirim! Meğer herşeyden vazgeçermişim de çaydan geçemezmişim. Tiryakisi, bağımlısı, kulu kölesi olmuşum da haberim yokmuş. Pazartesi, Salı çaysızlık başıma vurdu, sersemledim; baş ağrıları içinde bir uyur gezer oldum. Pazartesi tiyatrodan eve dönüp, gecenin on ikisinde, can hıraş bir halde kendime poşet çay hazırlayışımı uzun süre unutamam herhalde. Salı günü, sadece iki küçük bardak çay için izin verdim kendime de rahatladım. 2 Mayıs’a kadar her türlü hayvani gıda, siyah çay, şeker, hamur, yağlı yiyecek yemek yok. Bol bol su, ballı adaçayı ıhlamur, limonlu yeşil çay, meyve, meyve suyu, bol bol salata, biraz pilav, mümkünse buğulama sebze -ama ben mutfakta nasıl pişiyorsa onu yiyorum-, sebze suyu, zencefilli limonlu ılık su… Yoğun spor yok, yarım saat yoga ve sonrasında meditasyon… İşin eziyete dönüşmemesi için, elbette ilk şart bunu yapmayı istiyor olmak. Bugün üçüncü günüm, durum şöyle: sabah zinde  ve mutlu uyandım, kuş kadar yiyorum ve artık midem kazınmıyor, çaysızlık krizim bitti, ben bu detoksu tamamlarım hocam.
“Kırlara, bahçelere çıkın; öğreneceksiniz ki çiçeklerden
bal toplamak arının hazzıdır; balını sunmak ise çiçeğin…

Çünkü arıya göre çiçek yaşamın kaynağıdır.
Ve çiçek için arı sevginin ulağıdır.

Ve ikisi için ise, hazzın verilmesi ve alınması
bir gereksinim ve bir vecddir…”  Halil Cibran 

Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s