Venedik, on birinci gün…


Nerdeyse tüm gün yolda geçti. Floransa’dan ayrılasım olmayınca, 13:30 trenine ancak bindim. İki saatte Venedik garına geldik ama Bed&Breakfast’ın olduğu Arsanale’ye gelecek motoru bekle, motor tüm kanalı dolaşsın bir saatte ancak sudan karaya çık, zaten yol bulamazsın üstüne elinde bavulla kanalların üstündeki köprüleri ine çıka dolan dur… Yıllardır yön duygumun olmamasına bu kadar kızdığım olmamıştı; bu halimle barıştım sanıyordum ama yokmuş alışmak falan. Kalacağım yere geldiğimde yola çıkışımın üstünden nerdeyse yedi saat geçmişti. Venedik’in gözüme pek bir sevimsiz ve uzak görünmesine yetecek kadar uzun bir süre… Lükslük açısından, yol boyunca kaldığım iyi Bed&Breakfast’ta kalıyorum, geceliği 82euro. Silvia ve Piero karşılığında nerdeyse butik otel kalitesinde odalar hazırlamışlar. Tabi kalite otele dönünce insan sıcaklığı da yerini mesafeye bırakıyor. Bu sabah Floransa’daki B&B’de Barbara ile muhabbet ederek yaptığımız kahvaltıdan sonra, onca yorgunluk ve “Banyo size ait ama her çıkışta kapısını kilitleyin lütfen. Işık içerden yanıyor, açık unutmazsınız di mi? Klimayı çalıştırmak isterseniz elbette camı kapatırsınız. Gece yarısından sabah 11’e kadar istediğiniz saatte kahvaltı yapabilirsiniz, zaten masaya yiyecekleri hazırlıyoruz, çay kahve içinse otomatik makina var. Pasaportunuzu alalım, bir de kanunen gerekli olan şu resmi evrakları imzalar mısınız?” karşılaması içimi iyice daralttı. Belki de hepsi birer bahane, asıl derdim yolculuğun bitiyor olması. Biraz odada sakinleyip, bir şeyler yemek için çıktım. Neyse ki yemek yediğim Osteria’daki (bunlar restoranlardan biraz daha farklı, turistik bile olsa daha çok ev yemeği lezzetinde ve bol kepçe yerler) garsonun neşesi; muhteşem deniz ürünlü spagetti ve kırmızı şarap; Arsanale sokaklarında dolaşıp günbatımını izlemek keyfimi yerine getirdi.
Yine de, bir yere gitmek için kanal boyu dolaşan motorlara bağlı kalmak; ahşap iskelelerin gıcırtısını duyarak, yosun kokusu içinde suda asılı duran evlerde yaşamak bana göre değil. Sanki herşey bu su şehrini görmek için gelen ziyaretçilere göre tasarlanmış, yemekler, hediyelik eşya dükkanları, pek çok yabancı dilde müşteri davet eden restoranlar, deniz taksiler, otel/motel/pansiyon vs.ler… Yolcu, burada kendine bir yol ve ritim bulabilmek için, aşağıdaki yazıda Calvino’nun söylediği gibi şehrin sudan ve karadan  haritasını bilmeli…
GÖRÜNMEZ KENTLER, Italo Calvino
Bölüm: Kentler ve Takas 5
                 Su kenti Smeraldina’da biri alttan biri üstten geçerek yer yer birbirlerini kesen bir kanal ve sokak ağı var. Bir yerden bir yere gitmek istediğinde karayolu ile kayık arasında daima bir seçim yapabilir insan: Smeraldina’da iki nokta arasındaki en kısa hat düz değil de, kıvrım kıvrım yan sokaklara bölünen bir zikzak olduğundan, her geçenin önünde açılan sokaklar bir değil birçok ve yolculuğunu kayık-toprak arası, sudan karaya çıkarak ve sonra tekrar bir kayığa atlayarak yapanlar için daha da çoğalıyor bu sokaklar.
                İşte bu yüzden Smeraldina sakinleri her gün aynı yolları tepmenin verdiği sıkıntıyı bilmez. İşin güzel tarafı geçitler ağının tek bir yüksekliği izlemeyip merdivenler, baş kemerler ve asma yollar boyunca alçala yüksele ilerlemesi.  Yerden ay da yukarıdan geçen çeşitli sokak bölümlerinin bazı kısımlarını birleştiren her kent sakini, kendini aynı yerlere götürecek yeni bir güzergâh bulma oyununu oynar her gün. Smeraldina’daki en tekdüze, en durgun yaşamlar kendilerini yinelemeden geçer.
                Her yerde olduğu gibi burada da en çok kısıtlananlar gizil ve maceralı yaşamlardır. Smeraldina’nın kedileri, hırsızları, gizli âşıkları en yüksek, en kesintili sokakları kullanırlar; bir çatıdan diğerine zıplar, taraçalardan verandalara iner, akrobat adımlarıyla çörtenleri dolaşırlar. Daha aşağıda lağımların karanlığında fareler, biri diğerinin kuyruğunda, suikastçı ve kaçakçıların yanı sıra koşarlar: menhol kapaklarından, gerizlerden kafalarını uzatır, duvar içlerindeki gizli tünellerde ve çıkmaz sokaklarda kayarlar, bir delikten diğerine peynir kabukları, yasak mallar, barut fıçıları yükleyerek kentin bir bisiklet tekerinin tellerine benzeyen yer altı dehlizleriyle delik deşik olmuş tok gözdesi boyunca gidip gelirler.
                Bir Smeraldina haritası, kuru ve ıslak, açık ve gizli bütün yolları, çeşitli renkte mürekkeple işaretlenmiş olarak göstermeli. Oysa çatılar üzerinde havayı yararak kesen, gergin kanatlarıyla görünmez paraboller çizerek alçalan, bir sivrisineği yutmak için ok gibi dalan ve döne döne, çan kulesinin ucunu sıyırarak yine yükselen, havada çizdiği patikaların her noktasından kentin her noktasına hâkim olan kırlangıçların yollarını kağıt üzerinde göstermek çok daha zordur. (sayfa 133-134) 

 

Reklamlar
Bu yazı geziler, İtalya içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s