“Benim adım ebruli biraz gerçek bira rüya, kalbim sevda kuyusu her gün yoldan çıkarım”


Yurtdışında bir kaç gün geçirip geri döndüğümde hoşuma giden şeylerden biri de: yabancılaşma hissi. Gündelik rutinleri unutmuş, ülke gündeminin kafamdaki şişkinliğini atmış, yaşantıma ve etrafıma, hatta bazen dile bile yabancılaşmış olarak dönmek demek, yaşantıma dışardan bakabilmek, etrafımı yeni görüyormuşa yakın bir algı açıklığı ile farkedebilmek demek. Bedenimdeki ve ruhumdaki kıymıkları, temizlemeyi erteleyip durduğum çöpleri, ışıltısına körleştiğim pırlantaları, arada gözümden kaçan mine çiçeklerini –ah, ne güzel, ne narin ve kısa ömürlüdür o güzelim mine çiçekleri!- gözüm alıştığı için ayırt edemediğim renk tonlarını ve aralarındaki o yumuşak geçişleri, zamanda geriye gidiş dönüşlerin tetikleyicisi envai çeşit kokuyu, dilin sınırlı alanına sığmış olmalarının beni daima hayrete düşürdüğü sınırsız tatları, kapandığını sandığım ama hala inceden sızlayan yaralarımı, gündelik telaşın hızı ve yaşama kaygısının derinliğinde kaybolan insanı… Algı açıklığı, duymak ve bakmayı dinlemek ve görmeye; akıp gitmeyi olmaya ve hissetmeye çeviren, değerli ve gerekli bir şey.
Pazartesiden beri, bu ruh halinin tadını çıkarmaya, bana tanıdığı sürede değiştireceğim, dokunacağım, olacağım şeyler varsa onları yapmaya çalışıyorum. Çünkü önceki deneyimlerimden biliyorum ki bu durum bir kaç güne yayılarak bitecek. Sonrası, içinde bulunduğum şehir, ülke ve yaşam rutini ile ani bir yüzleşme olacak. Aradaki hava boşluğunun birden ortadan kalkmasıyla zihnime telaş, bağırtı, kavga, yoksunluk, seçim, trafik, dakikalarla değişen tuhaf gündemler, acı, kaygı ve umutsuzluk hücum edecek.
 
Dün gece kafamda bir sürü düşünceyle, uyumaktan çok oturup çalışmaya meyilli, “şimdi uyumazsam sabah uyanamam” diye girdiğim yataktan sabah, içimde genişleyen bir sevgi hissiyle uyandım. Sanki sevdiğim herkesi doyuncaya kadar kucaklamışım; sanki tüm gece sevgi bulutu içinde uyumuşum; üstüme peri tozları serpilmiş, güneşin sihirli ışıkları dokunmuş gibi… Mucizesi içinde saklı bir güne yaşam sevinci ile başlamak… Günaydın hayat!
Hadi, uyandığımda aklımda çalan müzikle sürsün gün: Ezginin Günlüğü “Ebruli” http://fizy.org/#s/1aja4p
 Uyanır gece yarısı yoktan sevda yaparım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım
Dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim
Gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim
Çağırırlar küçük adımı karapakiden ben akarım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım
Benim adım ebruli biraz gerçek bira rüya
Yalanımı sevsinler aşksız dönmüyor dünya
Kalbim sevda kuyusu her gün yoldan çıkarım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yanarım
Adamım bu küçük işlere ben bakarım, yakarım
Görsel: Paris’te müzede çektiğim Claude Monet tablosundan bir detay
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s