Seni neden seviyorum biliyor musun?


Sizin de yaşadığınız bir ‘ân’ın güzelliğinden irkildiğiniz olur mu? Herşey şu anda, tam da burada ve bu haliyle mükemmel diye düşünecek olsanız, düşüncenizin kımıltısıyla sihrin bozulacak olduğundan korktuğunuz; o ânın içinde olmanın ensenizde hissettirdiği ürpertiyle titrediğiniz; unutmaya meyilli hafızanıza tüm ayrıntısı, renkleri, sesleri, kokusu, huzuru, dokunuşu, sevgisiyle bu ânı kaydetmek için kıpırtısız durup uzun uzun etrafınıza baktığınız; hayatın, tam da bu olduğunu tüm varlığınızla hissettiğiniz olur mu? Siz kollarınızı gri benekli beyaz verzalit masaya dayamış bir şeyler anlatırken, annenizin bir yandan yemek pişirip bir yandan size cevap verdiği; kahverengi ahşap dolaplarındaki budak izlerini, tabakların ve yerdeki kilimin desenini, tuzluğun, çayın, şekerin, pirincin yerini bildiğiniz o mutfakta pişen yemek, o ândaki sevgiyi, sıcaklığı, huzuru saklamaz mı kokusunda? Bir gün kendinizi yanlız ve yorgun hissettiğinizde, burnunuza çalınan o koku sizi yeniden o mutfağa götürüp, hayatın mükemmel olduğunu bildiğiniz o ânı hatırlatmaz mı?
Çocukluk oyunlarınıza, masum neşenize eşlik etmiş hanımeli kokusu yıllarca saklar kendinde olanı ve bir gün telaşla geçerken bir sokaktan, önünüze seriverir o günlerin neşesini; o an başımızın üstündeki göğü farkedip, adımlarımızı yavaşlatırız. Bir sabah siz uyku mahmuru evin içinde dolanırken, biri neşe içinde size kahvaltı hazırlar; buram buram kahve kokusu yayılır hayata. Artık ne zaman kahve kokusu duysanız  bu kokuya eşlik eden, içinde yolculuk, sevgi, Toskana, huzur, neşe saklamış sabahlar kalkar gelir; yüzümüze bir gülümseme yerleşir. Bir gün bir çocuk sımsıkı sarılıp, “Seni neden seviyorum biliyor musun?” der, sonra gizlemeyi bilmez haliyle neden diye sormanızı beklemeden söyleyiverir ”Çünkü çok yumuşak ve sıcaksın”; kalbimiz masumiyeti hatırlar. Kimi zaman bir kurabiye, kimi zaman bir renk, kimi zaman bir ses, kimi zaman gözün içindeki o ışık, kimi zaman bir kelime, kimi zaman da sadece bir his, güzelliğinden irkildiğimiz o ‘ân’larımızı saklar; ve hayatın sıradan olduğunu sandığımız bir zamanda ya da kendi kendimize tükettiğimiz yıllardan elimizde ne kaldığını sorduğumuzda getirip önümüze serer.
Bana, hayatın böyle anlar konusundaki cömertliği biz farkına vardıkça artıyormuş gibi gelir. Tıpkı kalbimizi sakınmasız açtığımızda sevginin, ruhumuzun ne dediğini dinlediğimizde huzurun arttığı gibi. Biz yaşadığımız anda varolanın: kuşların, kelebeklerin, çiçeklerin, gökyüzünün, rüzgârın, günbatımı ve gündoğumlarının, ışıkla değişen renklerin, mutfaktan ve doğadan yayılan kokuların, seslerin farkına varabilirsek; ancak o zaman, onlar bizim için sakladıklarını önümüze serdiklerinde yeniden o âna gidebilirmişiz gibi gelir.
Bu yazı okunurken ben, bir süredir durup durup hissettiğim bu ürpertiyi ilintilendirmek için taze demlenmiş çayımı alıp; Marmara’nın mavisini, çatılardaki güvercinleri ve gökyüzündeki bulut öbeklerini seyrederek, bugünü yan bahçeden yayılan olgun dut kokusuna saklamak için işyerinin terasına çıkmış olacağım. Siz kimbilir nerede, neleri, nelerin içine saklıyor olacaksınız. Belki sakınmaz paylaşırsınız?
Hamiş: Yazanın ve okuyanların hafızalarındaki muhteşem anların fotoğrafları kelimelerin arasına yerleşmiş olduğundan, yazıya ayrıca fotoğraf eklenmemiştir.
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s