birAZ takıntı


Bir kaç gündür takıntı yapmaya, kurmaya, pimpiriklenmeye ve birilerine/bir şeylere sardırmaya pek meyillendim. Bu ruh halini hiç sevmem, boşa enerji kaybı olduğunu bilirim ama buna rağmen yıllardır ha deyip ötesine geçmenin bir yolunu bulamadım. Geldimi geliyor, artık bekleyeceksin ki gitsin. İşin kötüsü kafamın içindeki kumkuma saçlarıma yayılır, hepsi bir yöne gitmek için havalanır, sabahın uyku mahmurunda kısacık saçları adam etmek için avuç avuç saç köpüğü, en hızlısından fön makinesi ile yarım saat çırpınsam da bana mısın demez. Yediğim içtiğim aynı, uykum/uykusuzluğum aynı, havalar güneşli, kuşlar çiçekler etrafta, e yani neyin davetine icabettir bu hal? Varlığından sual olunmaz. Neyse ki bugün Cuma, upuzun bir haftasonu var önümde, artık dizlerim titreyene kadar yürürüm de mi kaçar, yoksa şen kahkahalar sokağında kahvaltı edince mi, göreceğiz. Neden geldiğini, nasıl gideceğini bilemesem de, bunca yılın sonunda bu ruh halinde sardıracak en iyi konunun, sevgili, aile, hayat falan değil de mesela bir iş için akreditif beklediğim banka olduğunu öğrendim. İtiş itişebildiğin kadar. Ya da kafayı boş bırakmamak için, dili akıcı, konusu sürükleyici bir kitap… Şanslıyım ki elimin altında hem stresimi boşaltacak bir banka, hem de öncesinde hazır edilmiş bir kendini kaptırma kitabı var: AZ.
Hakan Günday’ın son romanı AZ’ın kapak arkasında şunlar yazıyor: “11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derdâ ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu “mezarlık çocuğu” Derda’nın bir mezarlıkta kesişen hayatlarının, bu iki çocuğu kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontup birbirlerine hazırlayışının, (bütün anlamlarıyla) Yazı’nın bu iki çocuğu birleştirmesinin hikâyesi. Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A’dan Z’ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman… “ İçinde bu kadar çok şiddet olup, her şey birbirine bir şekilde ilintilenmiş koca bir solucan gibi akınca, mideniz burulmadan okunmuyor kitap. Ama nasılsa bir şekilde burulmaya rağmen, kitap kendine çekiyor. Kusmamak için en iyisi açık havada okumak.
Bu da kitaptan tadımlık bir bölüm: “Altı yaşındaydı ve altı yaşında ölecekti. Korkudan titriyor, gözlerini böcekten ayıramıyordu. Ay çekirdeği tarlası kadar bir tavana bakıyor ama sadece onu görüyordu. Ay çekirdeği kadar bir böcek. Sivri ayaklarının etrafındaki tüyleri paça gibi duran, antenlerinin inceliği kirpik kadar olan bir böcek. Bir böcek resmi kadar hareketsiz gövdesiyle, koyu bir loşluğun koyu griye boyadığı betonda simsiyah bir leke. Küçük kızın korkudan sulanmış gözleriyle aynı renkte. Çenesine kadar çektiği battaniyeyi terli avuçlarının içinde sıkıyor ve böceğin ne zaman yüzüne düşeceğini düşünüyordu. Merdivensiz bir ranzanın üst katındaydı. Tavanla arasındaki mesafe, yarım metreden azdı. Elbet uyuyakalacaktı. Elbet uyurken ağzını açacak ve böcek kendini boşluğa bırakıp dişlerinin arasından geçecekti. Ya da önce battaniyesinin üzerine düşüp bir süre orada duracak, karnı acıkınca da küçük yüzüne ayak basıp burun deliklerinden birine girecek ve önüne ne çıkarsa kemirecekti. Bir saniyeliğine başını sağa çevirip uzattı ve yerden ne kadar yüksekte olduğunu anlamaya çalıştı. Ama bunun için bir saniye yeterli değildi. Tam olarak zemini görememiş, böceği gözden kaçırmamak için bakışlarını yeniden tavana çevirmişti.

İnsan dediğin sonsuz durum, sonsuz ruh hali, sonsuz olasılığın, sonsuz kere birleşip çözülmesinden müteşekkil bir canlı. Rengârenk, ne kendinden sıkılması ne etrafını sıkması mümkün olmayan bir cümbüş. Yeter ki gözünü kocaman açıp her köşeyi, kıvrımı, katmanı, ışıltıyı, geçişi görsün; tek bir renge odaklanıp takılıp kalmasın. Ne diyelim gökten üç elma düşmüş, biri takıntıların, biri sardırmanın biri de pimpiriğin başına! Onlar elmalarla oyalanırken cümbüş kaçmış kurtarmış kendini, geçmiş bir camın önüne bakmış neymiş kendinden yansıyan diye. Sihirli lambanın cinine de, bu yazıyı okuyanların ve yazanın haftasonunu şenliğe dönüştürmek düşmüş.
Reklamlar
Bu yazı edebiyat, havadan sudan içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s