sözler ve anlamlar


 
“Sözcükler suç işlemeden, aç kalmadan, acı çekmeden, sevişmeden kendilerine gelemezler.
Bunun için bizim gelip ellerinden tutmamızı beklerler.”
Logos, İlhan Berk
Şimdilerde Gündüz Vassaf’ın zihin açıcı kitabı Cehenneme Övgü’yü okuyorum. Doğabilimlerindeki netliğe alışkın zihnim, sözcükler, anlamlar, insan algısı kavramları arasında dolaşırken bir kez daha, doğanın netliği karşısında insanın karmaşık davranış/düşünce yapısını fark edip irkiliyor. Somut kavramlara verilen adlar ve somut şeylerin özellikleri konusunda görece hemfikir olan insan, iş soyuta gelince nerdeyse tamamen tek başınalaşıyor. Mutluluk, huzursuzluk, manevi tatmin, sevgi, nefret, özen, aşk, özlem, korku, güven gibi yüzlerce soyut kelimenin her bir insanda karşılığı farklı. İki insan aynı kelimeden aynı şeyi anlıyormuş gibi göründüğünde bile anladıkları bire bir örtüşmüyor. Çünkü o kelimeyi ilk duyduğumuz günden şimdimize, kelime bizimle yaşayarak bir anlam edinmiştir. Huzursuz bir ailede büyüyen biriyle, korku içinde bir çocukluk geçiren diğeri “korku” ve “huzursuzluk” kelimelerinin anlamlarını aynı şekilde anlasalar bile; bu kelimelerin tınısının anılarındaki yankısı farklıdır. Bu yüzden de kelimeleri cümle içinde koydukları yer, kullanış sıklıkları, duyunca bedenlerinin verdiği tepkiler farklıdır. Sonuçta yüzeydeki aynılık, derinde farklılaşır. Birbirine benzer geçmişlere sahip olan kardeşler arasında bile yaşanan sözcük/anlam farkılılığının, geçmişi farklı kişiler arasındaki durumunu varın siz düşünün.

Bu durumda hayatımızdaki insanları -sadece yakınımızdakileri değil bir şekilde bir konuyu tartıştığımız, birlikte bir şey yaptığımız herkesi- olabildiğince anlamanın en iyi yollarından biri: anlamak ve anlaşılmak için kullandığımız soyut kelimelerin birbirimizdeki karşılığının aynı olmadığını kabul etmek, böylece sınırları net bir iletişim yerine akışkan, karşılıklı algı alışverişine dayalı bir iletişimdir. Birbirini sınırlayan değil, birbirinin içine yayılan anlamlar, sesler, algılar, çağrışımlarla bir yandan kendimizde olanı fark etmek, öte yandan birlikte ortaya bir şey koymak.
Kanımca karşımızdakine ve onla aramızdaki ilişkiye değer veriyorsak, kurduğumuz iletişime de özen göstermeliyiz. Kendimizi sözlerle çizdiğimiz sınırların içine kapatmak, sadece kendimizle konuşmaktır. Oysa karşımızdakiyle konuşmak biraz da kendimizi açmak, sözcüklerin ondan bize bizden ona akışına izin vermek değil midir? Elbette söz, iletişimin sadece bir yanı ve anlam, sözün bütünleyenleri sessizlik,  tonlama, söz dizgesi, bakışlar ve beden dili olmadan daima eksik kalır, hem de çok.  
“Sözcükler sayesinde, yalnız nesneleri değil, kavramlar ve duyguları da sıkı sıkıya egemenliğimize alıyoruz. Sözcükler, deneyimlerimize sahip olmanın ya da sahip olmaya çalısmanın bir yolu. Belki de deneyimleri belleğimize depolamanın, sınıflandırmanın, deneyimleri belleğe bağlamanın en kolay yolu. Bir kez depoladıktan sonra, tıpkı banka hesabımızdan para çeker gibi, gerektiği zaman çıkarıp kullanıyoruz onları. Gelgeldim, paranın değeri zamanla nasıl değisiyorsa, sözcüklerle ilintili dünya da öyle değisiyor. Bağlamla birlikte içerik de değisime uğruyor. “Aynı” sözcük, bugünden yarma hiçbir zaman tıpatıp aynı değil. Sözcüğü kusatan zaman ve mekân da öyle.” Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s