doğum


Otobüste yanımdaki koltukta oturan genç çiftin kucağındaki bir kaç aylık bebeğe bakarken, kardeşini görmeyi sabırsızlıkla bekleyen, bu arada doğmak üstüne durmadan bir şeyler anlatan beş yaşındaki kız çocuğunu hatırladım.  “Annemin karnındaydı, ben de ordaymışım önceden. Sonra çıkmışım. Sen de annenin karnından çıktın di mi? İnsanlar öyle doğar hep di mi? Ama civcivler annelerinin karnından değil, yumurtadan çıkarlar. Bir de…” Çay servisi yapıldıktan az sonra bebek ağlamaya başlıyor. Beş dakika, anne baba arasında kucak değiştirme, on iki dakika, emzirmeye çalışma, yirmi dakika, altını değiştirme, yirmi dört dakika, baba terden sırılsıklam, otobüstekiler sese çoktan alışmış, yarım saati geçti, galiba ağlaması nedensiz… Baba dizine yatırıyor, sağ elinin işaret parmağı yumuk avcun içinde, sol eliyle usulca saçlarını okşarken mırıldanıyor. Yanımdaki kadın, “Susmaz bu çocuk, yol boyunca ağlayacak” diyor. Bir dakika geçmeden bebek babasının parmağı avcunda uykuya dalıyor. Hepimiz sakinliyoruz. Elimdeki “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” kitabının satırlarına bırakıyorum kendimi.
İnsan neden doğurur? Doğurmaya karar mı verilir yoksa doğurmamak diye bir şey düşünülemediği için mi doğurulur? Doğma sebebi insanı yaşama bağlamaya yeter mi? Doğuranın doğandan hiç beklentisinin olmaması mümkün mü? Doğum da ölüm gibi durup durup karşımıza çıkan, evirip çevirmeyi sevdiğimiz, başlangıcımızı ve bitişimizi işaret ettiğinden “vardır” deyip kenara koyamadığımız kavramlardan.  Neden doğururuz/doğurdun? Hiç doğurmazsam ne olur? Genetik şifremiz, DNA, hormonlar, toplumsal kabuller, hayatın rutini, yaşam sevinci, ölümü kabullenmeyi kolaylaştırır, hayata bağlar, yaşlılıkta,  e bunca birikimi birine aktarmak lazım, bilmem doğurdum işte, doğurmayıp ne yapacaktım bir zaman sonra evin içinde birbirimizi yerdik çocuklar olmasa, evlilik çocuksuz olmaz, peki evlilik olmadan çocuk olur mu, doğum, doğur, doğdum…
Samanyolunda yıldız doğumlarının yoğun olduğu Messier 17 bölgesindeki Omega veya Kuğu Nebula’sı… Gaz, toz ve hala sıcak olan genç yıldızlar. Kaynak:  www.eso.org
Hayatımdaki varlıklarından mutlu olduğum, varlıklarını cümbüş bildiğim, ya doğmasalardı nasıl eksik kalırdı dünya dediğim, hepsi başka yaştaki gözlerin ışığında kendimi gördüğüm, akıllarına yüreklerine aşık olduğum, gönlümdeki boşluğu avuçlarında getirdikleriyle doldurduğum, kiminin sesini duymayıp sadece sözünü işittiğim, zamanı tekleyip mekanı birlikte katladığım insanları  düşününce vazgeçiyorum doğuma sebep aramaktan.
“Sedef kakmalı bir tramvay geçiyor yakınımızdan
İnce bir org sesini sürükleyerek
Benekli bir örtü çekiyor üstüne dünya
Hepimiz kayboluyoruz.”
Edip Cansever

 

Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s