ölüm


Haftasonu 4,5 yaşındaki yeğenim saçlarımla oynayıp kedi gibi sırnaşırken bir an durdu, yüzünde ciddi bir ifadeyle “Sen hala çocuksun, büyümedin çünkü annen baban ölmedi di mi?” dedi.  Bir süredir yaşlanmak ve ölüm ne demek onu anlamaya çalışıyor. “Eğer salata yersen, saçların beyazlaşmaz, yaşlanmazsın. Hatta çok yersen, belki yeniden çocuk bile olabilirsin biliyor muydun?” “Büyüdüğümüzde bizimle sinemaya gidemeyebilirsin, çünkü biz büyüdüğümüzde sen öleceksin”. Onun için ölüm sadece ölüm, tıpkı sinema, okul, uyku gibi bir kelime. 7 yaşındaki abisi içinse yer değiştirmek gibi birşey “Ölünce insanlar aynı buraya benzeyen bir dünyaya gidiyorlar. Hatta burdan belki de daha güzel bile olabilir. Orda da yollar, ağaçlar, evler var, herşey burdakine benziyor. Orda da dedem yine benim dedem olacak mesela…”  Calvino’nun Görünmez Kentler Kitabında anlattığı Eutropia’yı hatırlıyorum “Eutrapia sakinleri üzerinde müthiş bir yorgunluk hissettiklerinde ve kimsenin artık mesleğine, akrabalarına, evine ve sokağına, borçlarına, selamlanacak ya da selamladığı kişilere katlanamadığı gün, kentin bütün nüfusu boş ve yeni gibi orada onları bekleyen, herkesin değişik bir meslek, değişik bir eş bulacağı, pencereyi açtığında değişik bir manzara göreceği, akşamları vaktini başka şeyler, başka arkadaşlıklar, başka dedikodularla geçireceği komşu kente yerleşmeye karar verirler”. Aslında komşu kentte, dalga dalga bir yaylaya dağılmış, aynı büyüklükte, nerdeyse birbirinin aynı Eutropia’lardan biridir. Calvino, “Maymun iştahlıların tanrısı Merkür kutsal saydığı kent için bu anlaşılmaz mucizeyi düşünmüş” diye bitirir Eutropia’nın hikayesini.   
Kalabalık konuşkan sofralarda yenilen  aile yemeklerine, çocuk seslerinin doldurduğu evlere,  hastalık  haberleri, artık yaşamayanların anıları, biraz tedirginlik ve ölüm  düşüncesi eşlik etti. Hayatın çocukluk, ergenlik, olgunluk gibi evrelerinden biri de yaşlılıktı işte ve insan bu evreyle bir şekilde yüzleşmek zorunda kalıyordu; kendisi üstünden değilse de sevdikleri üstünden. Belki de bu evreyle karşılaşmaktı gerçekten büyümek, kim bilir?
Haftasonu bitirdiğim Jose Saramago’nun “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı kitabındaki gibi belki de tek bir ölüm yok, insanlar, hayvanlar, bitkiler için ayrı ölümler; hatta belki de dünyanın farklı kara parçaları için farklı ölümler var. Yaşamın ne demek olduğunu bilmeyecek kadar öte tarafta duran, görevin kendisine ne zaman ve kim tarafından verildiğini hatırlamayacak kadar eskiden beri bu işi yapan; iskelet şeklinde hayal edilse de ete kemiğe bürününce güzeller güzeli bir kadına dönüşen ve her kadın gibi aşk söz konusu olunca herşeyden vazgeçmeye meyilli bir ölüm… 
“Hasta olduğun için değil, hayatta olduğun için öleceksin.” Lucius Seneca

 

 

 

Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s