Dalgalar, Virginia Woolf


 
  “Bir zamanlar her şey daha başkaydı…Bir zamanlar akıntıyı istediğimiz gibi kesebiliyorduk. Ocaktan aralığa doğru nasıl da hızlı geçiyor yaşam. Hiçbir gölge düşürmeyecek kadar yakınımızda büyüyen nesnelerin seliyle silinip süpürülüyoruz hepimiz…hiç bir karşılaştırma yapmıyoruz, beni ya da seni hiç düşünmüyoruz; bu bilinçsizlik içinde sürtüşmeden doğan en büyük özgürlüğe ulaşıyoruz”*
Dün gece, yıllar önce yarım bıraktığım Virginia Woolf’un Dalgalar kitabını tekrar elime aldım. Gecenin sessizliğinde balkonda bir süre oturup, bekledim. Okur, bu kitabı tad alarak okumaya hazır mı? Kitabın kurgusunu -bilinç akışı tekniği ile yazılmış olması kurgusuz olması demek değildi elbette, sadece akışa nasıl dahil olacağımı bulmam, bir yerlerden dalgaların arasına sızmam gerekiyordu. Bu defa bunu yapmaya istekliydim ama sadece istekli olmam yetecek miydi bilmiyordum- anlayıp, yazarın anlattıklarını duyabilecek mi? Aysız bir geceydi. Gökyüzünü ve karşı bloğun balkonlarını seyretmekten sıkılıp, yaseminin kuru dallarını ve sardunyaların solmuş çiçeklerini temizlemeye koyuldum. Neden bir yazarı ısrarla okumak ister, neden anlattıklarını dinlemeye hazır olmak için çabalar insan? Anlatanın harcadığı emeğin büyüklüğünü, tüm varlığını katarak yazdığını fark ettiğinden; bunca çabayı söylenecek bir sözü olmayanın göstermesinin zor olduğunu bildiğinden. Yazarın söze dökmek için kendini ortaya koyduğu şeyin, okuyanın hayatına dokunacağını, onu evrilteceğini hissettiğinden. Başkası değil de illa o dediğine göre, onun sözlerinin kendine doğru söylendiğini hissettiğinden, onunla düşünsel bir akrabalık bağı kurduğundan belki de. Çiçeklerle uğraşmayı bıraktığımda saat gece yarısını çoktan geçmişti, balkonlar boşalmış, evler uykunun karanlığına çekilmişti. Bir yerlerde Woolf’un günlüğünde Dalgalar romanından “a playpoem / oyun-şiir” olarak bahsettiğini, bir ritim yaratmak için yazdığını okumuştum. Düz yazıdan çok şiire yakın bir okuma… Yazarların güncelerini tüm yazdıklarını okuduktan sonraya saklamaktan, “son söz/yüz yüze konuşma” diye okumaktan vazgeçmeli ya da bir istisna yapmalıyım, belki de. Epey önce alınmış kitabın sayfaları sararmış; taze kağıdın akışkanlığıyla değil de kurumuş kağıdın tutukluğuyla çevriliyor sayfalar. Merhaba Virginia!
 “ Boşver iyidir yaşamak gene de dayanılabilir yaşamaya… Pazartesi Salıyı izler… sonra Çarşamba olur… her biri o aynı gönenç dalgacığını yayar… aynı ritim eğrisini yineler… taptaze bir kumu ürpertiyle örter ya da onsuz ağır ağır geri çekilir. Düşünce halkalar geliştirir… acılar olgunlaşma içinde eritilir. .. Gittikçe çoğalan mırıldanma ve dayanıklılık içinde, açıp kapayarak, kapayıp açarak, bütün varlığın bir saatin zembereği denli içeri dışarı yayılıyor görünene dek; gençliğin ivecenliği ve coşkusu işe koşulur.”
 *Dalgalar, Virginia Woolf; Çeviri: Oya Dalgıç; Ayrıntı Yayınları
Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s