ışıkları kapatın, yıldızları görmek istiyorum!


Çocukken, bir gün gelip de yaylanın ışıksız gecelerinde boynum gökyüzüne bakmaktan acıyana kadar seyrettiğim yıldızları artık göremeyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Ama oldu. Aklıma gelmeyen pek çok şeyin olduğu gibi. Görgüsüzce ışıklandırılmış İstanbul gecelerinde en çok yıldızları özlüyorum.  En çok onları görmek için alıp başımı dağlara gidesim oluyor. Yıldızları görmeyince kendini koskocaman evrende bir başına sanmaz mı insan? Derslerde Samanyolu’nun, Mars’ın, Venüs’ün, Satürn’ün isimlerini duyup, gökyüzüne bakınca, tek başına ıssız Ay’la idare etmek zorunda kalan çocuklar eksik kalmazlar mı; insanı evrenin efendisi sanma yanılgısına düşmezler mi? Yıldızları seyretmek, yıldızlara bakıp kendimize evrende bir yer biçmek, hayaller kurmak hepimizin hoşuna gitmez miydi?
Gökbilimciler yılın en yıldızlı on gecesini seçseler, televizyonlarda tüm ülkeye duyurulsa, takvimlere işaretlesek, o gecelerde şehirlerin tüm ışıklarını kapatsak; battaniyelerimizi uyku tulumlarımızı, çay kahve kupalarımızı, çocuklarımızı, sevgililerimizi yanımıza alıp balkona, bahçeye, parklara çıksak, uzansak gökyüzüne baksak; Samanyolunda kendimize yıldız seçsek, Andromeda’yı, avcı takımyıldızını, büyük ve küçük ayıyı, kutup yıldızını arasak, bulup birbirimize göstersek, çocuklar gökyüzüne bakarken algılarından saçılanlarla beslensek, yıldızların altında ruhumuzu dinlendirsek olmaz mı?

“Kendisine teleskopla bakanlara en çok heyecan veren gezegen Satürn ile kurduğu ilişki ise, tam tersi: Satürn, besbelli, benbeyaz, çemberinin ve halkalsının evreleri kesin bir gezegen; birbirine koşut hafif çizikler, yukarı zebra postu gibi çubuklu yapıyor/…/ Gökyüzünde ötekilerden bunca farklı bir nesnenin, bunca yalınlık ve uygunluk ve uyumla bunca özgünlüğe ulaşan bir biçimin dolanıyor olması, yaşamı ve düşünceyi sevindiren bir olgu.
Onu şimdi görmekte olduğum gibi görebilseydiler –diye düşünüyor Bay Palomar- eskiler, bakışlarını Platon’un düşüncelerinin gökyüzüne ya da Euklides (Öklid) postülalarının maddesiz uzamına daldırklarını sanırlardı; oysa kim bilir hangi yönlendirme hatası sonucunda, bu görüntü, onu gerçek olmayacak kadar güzel bulan, gerçek dünyaya ait olamayacak kadar düşsel evreninde benimseyen bana ulaşıyor. Yoksa, kendimizi evrenin içinde rahat hissetmemize engel olan, duyularımıza duyduğumuz bu güvensizlik mi? Kendime getirmem gereken ilk kural şu olmalı: Gördüğüm şeyle bütünleşmeliyim”  Palomar, Italo Calvino, Sayfa 39
 Görseller: www.eso.org
Reklamlar
Bu yazı edebiyat, hayat içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s