bir kitapçı: Foyles, Fetrinelli ya da…


Yaklaşık üç dört yıl önce, kitap okumayı sevmekten öte, kitabın cismine takıntılı olduğumu kabul ettim. Okuması için birine nadiren kitap verir, kitabın örselenmeden verdiğim gibi en kısa sürede geri gelmesine dikkat ederdim. Kitabın dönüşü, aynı kişiye tekrar kitap verip vermeyeceğimi de belirlerdi. Okurken çizdiğim, tekrar tekrar okuyacağımı bildiğim kitapları kimseye veremez, onun yerine yenisini hediye edebilirdim. Evin her yerinde çiçeklerin ve kitapların önceliği vardı. O hızla biriktirmeye devam etseydim, öldükten sonra arkamda sahafları sevindirecek bir kütüphane bırakmam zor olmayacaktı. İstanbul’a geldiğimde etrafımdakilerin en çok başını ağrıttığım şey haliyle kitapçılar olmuştu. Ankara’da Dost ve İmge’de saatler geçirip, sessizce sayfaların arasında kaybolmaya alışmıştım. Yeni çıkanlar nerdedir, hangi yazar hangi bölümde durur bilirdim. Ya İstanbul’da? Kitapçı yoktu ki bu şehirde! İlk aylarda alışveriş merkezi kitapçılarından şikayet etmem doğal karşılandı. Yıl bitmeden Sahaflar’a götürülüp, kitaba doyurulmaya çalışıldım ama nafile Dost ve İmge’nin tadını bir türlü bulamıyordum. Beyoğlu’nda kitapçı dedikleri aslında gürültülü müzikleriyle daha çok kafeye benziyordu, okuduğunu anlamadan hızla elindekini bırakıp kaçmak istiyordu insan. Sonunda etrafımdakiler de ben de pes ettik, koskoca İstanbul’un Avrupa yakasında, eline raftan bir kitap alıp köşedeki pufa oturup sayfalarını karıştıracağın, sessiz ve gerçek bir kitapçı yoktu. Avrupa yakasında bildiğim böyle bir kitapçı hala yok. Neyse ki günün birinde Anadolu yakasına taşındım. Artık Kadıköy’de İmge, Bağdat caddesi Göztepe’de Gergedan Suadiye’de Remzi vardı; sessiz ve gerçek. 
Şimdilerde sokaklarda dolaşırken karşıma birden koskocaman bir kitapçı çıksa diye hayal ediyorum. Görünce şaşkınlıktan ve sevinçten kalbim durayazacak kadar gerçek ve büyük… Avrupa şehirlerindeki, insanın içinde kendini kaybedeceğini sandığı kitaçılara benzesin. En üst katın bir köşesinde Londra’daki Foyles kitabevinin [www.foyles.co.uk] Ray’s Jazz Cafe’sine benzer bir kafesi olsun. Camın kenarına oturup bir yandan sokağın akan  ışıklarını seyrederken taze çayın, müziğin ve elimizdeki kitabın içinde  kaybolalım. Dünyanın her yerinden orjinal dilinde kitaplar ve bir konuda bir kaç tane değil o konunun külliyatı tüm kitaplar olsun içinde. Bolonya’daki Fetrinelli kitapevi [www.lafeltrinelli.it] gibi havası ferah, aydınlatması düzgün, sessiz ve geniş olsun…
“Kitap bir alan; okur içine girmeli, dolanmalı, belki kendini kaybetmeli, ama belli bir noktada bir çıkış hatta birçok çıkış bulmalı.” Italo Calvino
Reklamlar
Bu yazı edebiyat, havadan sudan içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s