anlama doğru yeni bir yolculuk


Bir haftalık tatili aile ritminde geçirip İstanbul’a dönünce insan -hele de iki gün üst üste evden dışarı çıkmasa soluksuz kalıp öleceğini sananlardansa- sokaktan içeri girmek istemiyor. Mümkün olsa alıp pikeyi apartmanın girişindeki çimlerin üstünde uyuyası, dizlerinde takat kalmayıncaya kadar yürüyesi oluyor. Neyse ki İstanbul var. Boğaz kıyısı, Moda, pamuk prensesin sarayı, sokaklar, sokaklara bakan balkonlar, çiçeğe durmuş pembe turuncu sardunyalar, bir haftada boy atmış hanımeli ve yasemin, sıcağı hafifleten rüzgar, uçuşan tül perdeler, ince belli bardakta demli çaylar, telvesinde hayaller kurulan kahveler, mor salkımlar, öbek öbek koyun bulutları, insana sonsuzluğun ne olduğunu düşündüren büyük mavi, kağıt helva arası dondurma, ordan burdan kulağa çalınan türlü dilde aşk şarkıları, dostların ışıltılı gözleri, vara yoğa gülebilme ihtimali, anne evinden ayrılırken çantaya sıkıştırılan tarçınlı kurabiyeler, hangi şehirde olsak bizi terk etmeyen bakır rengi ay ve depresyondan maniye doğru hareketlenmeye niyet etmiş bir ruh var.  
Durduk yerde araya depresyon karıştırdım sanılmasın, sebebi var: Şu 40 sayısına fena takılmış haldeyim. Cevabı bir sayı olan her soruya, düşünmeden 40 diyesim var. Uyuyorum, uyanıyorum, aynada kendimi görüyorum karşımda, 40. Neyse ki ortalıkta çeşitli iç rahatlatan rivayetler var: kırkından sonra hayatın keyfini anlıyor insan, kırklar en güzel yaşlar, kadın kırkında kabuğunu değiştirir ve yeniden doğar derler bizim orda, bir çalışmaya göre matematik zekasını ağırlıklı kullananların sosyal zekası en fazla 16yaş seviyesinde oluyormuş e sen de mühendissin bu durumda en fazla 16 gösteriyorsun şekerim. Varsa bildiğiniz başka iç rahatlatan rivayet, n’olur yorum olarak ekleyin, içime su serpmiş olursunuz.
Geçen gün bir arkadaşıma telefonda “40 yıl yaşadım, bundan sonrası için bir anlam bulmalıyım” dedim, “ilk 40 yılın anlamı neydi ki?” diye sordu. “Bilmem o kısım telaşla geçti, yapmak istediğim şeyleri yapıp, hayatın keyifli kısmına takılarak ama bir 40 yıl daha böyle geçecekse, e herşey tekrar olmayacak mı? Ekim gelmeden bir anlam bulmalı” deyince önce sustu -zaten öyle hemen düşündüğü dilinin ucunda dolaşanlardan değildir, o yüzden uzun susunca daha tumturaklı bir laf edeceğini bilirim- sonra “Bunu bir ara konuşalım mı?” dedi. O vakte kadar da evirip çevirmem için laf arasında aklıma şu cümleyi taktı: “Belki de hayatta olması gereken anlamlardan sıyrılmaktır, ne dersin?”
Anlamlar ve tanımlar o kadar varlığımıza sinmiş, soyutlaşmış, birbirleriyle ve bizimle aralarındaki sınırlar belirsizleşmiş ki varlıkları neydi yokluklarında ne olur, bilmiyorum. Ama insanın üstünde deney yapabileceği bir kendinin olması ne güzel. Deneyelim bakalım sonunda ne göreceğim. Hadi rastgele!
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s