“Düz bir göğe dikmiş gözlerini bakıyordu”


Beynim bir taraftan alarmla uyanmaya, sürekli bir yerlere yetişme telaşına, gün bitmeden içine doldurulması gerekenlere isyan edip zamansız, zorunluluklardan uzak bir hayatı hayal ederken; öte taraftan ömür denen şey sonsuz değildir ve aniden bitebilir diyerek upuzun yapılacaklar/yapmak istenenler listesinden büyük bir aç gözlülükle bir şeyler seçip yirmi dört saate en fazla kaç şeyi sıkıştırılabileceğinin hesabını yapıyor. Zamanımı tıka basa doldurmaya çalışmamda kişiliğim kadar -belki daha da fazla- yaşadığımız yüzyılın bilinç altıma yerleştirdiği “Yapılacak çok şey var, acele etmen, daha fazla görmen, gezmen, alman, okuman, hızlıca bir şeyden ötekine, bir yerden diğerine geçmen, tüketmen lazım. Durma, sakın durma, zaman çok değerli; aylaklık, emekliliğinde hayalini kuracağın bir yaşam tarzı olmalı” söyleminin de etkisi var. Ancak, bırak kıpırdamayı tek kelime konuşmaya enerjisi kalmadığında anlıyor insan, ne çok koşturduğunu.
Trafik, e-mailler, sürekli kazılan şantiye yollar, dans, şehir dışından gelenler, atom altı, pilates, gündem çatışma ölümler, trafik, Pavese’nin ‘Tepedeki Ev’i ve ruha sızan savaş korkusu, parçaçık fiziği kuarkslar nötrinolar anlaşıldı sanılıp anında unutulanlar, 40 yaş ve 40’lara merhaba partisi -de ne olacak bu kalacak yer dj menü gelenler listesi-boşvermeli de mümkün olsa-neyse galiba sonunda birazcık yola girdi gibi-salmalı en iyisi herşeyi akışına doğru salmalı, Bilim Tarihi Ansiklopedisi TÜBİTAK güzel hazırlamış bu kitabı evir çevir tekrar okumalık, uçuklar bezeler uykusuzluk yorgunluk dansa gitmeli ama yine de… Onbeş gün boyunca, zembereği sonuna kadar kurulmuş oyuncak tavşan gibi zıplayıp duran sonunda Cuma günü yavaşlamadan, aniden durdu. Böylece saatin alarmını kurmadan uyanmanın, uyandığında çoktan öğlen olduğunu fark edip “Hay Allah, gün bitti!” diye kendini uyuduğu için azarlamadan “Dinlenmişim” diyerek yataktan kalkmanın, tüm günü balkonda kitap okuyup yazarak arada müzik dinleyerek ya da sadece gökyüzüne bakarak geçirmenin, sardunyaları bulutları serçeyi uzun uzun seyretmenin, kahvaltının çayın şarabın makarnanın peynirin tadına vararak telaşsızca dilinde damağında avurdunda çevirmenin; bir sonraki gün için plan yapmadan Ayı ve Jüpiteri seyrederken uyuya kalmanın güzelliğini hatırladı; hayata dokundu, kendine sarıldı, yaşam sevincini tazeledi.
PARILTI
Düz bir göğe dikmiş gözlerini bakıyordu.
Sanki,
                umarsız Penelope’ydi. Bir an gergefinden
başını kaldırmış da göz göze geliyorduk.
(İki yüzüydük sanki bir yaprağın).
Gitti sonra saçında beyaz bir gülle döndü.
Duymuş gibi sesini (birdenbire) bir akarsuyun
Ya da bir kırlangıcın düşürdüğü
Gölgesini yüzüne.
                               O zamandı gördüm
Neden bir kadın çoğalıverir!
                                               Anladık mı?
İlhan Berk
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s