“ben bir gün giderim ki neyim kalır”


“ben bir gün giderim ki neyim kalır
eksik bıraktığım her şeyim kalır
yaz günü kim ister ki öldüğünü
eksik bıraktığım her şeyim kalır”*
Geçen gün vücudumuzda hücre içi ve hücreler arası iletişimin nasıl sağlandığı üzerine bir yazı okudum –merak edenler yazıyı TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin Eylül sayısında bulabilirler. O an beni dışardan gören için, balkonda beyaz plastik bir sandalyenin üstünde bağdaş kurup oturmuş, kavuşturduğu kollarıyla kendini sıkıca tutmasa uçup gideceğinden korkarmış gibi bir ifadeyle gökyüzünü seyreden biriydim. Oysa yüzümdeki ifadenin sebebi “kendimi tutmasam bir balon gibi balkondan uçmaktan korkmak” değil, zihnimin dolaştığı yerlerde karşıma çıkan sonsuz bilgiden duyduğum ürpertiydi. Mikroskopik düzeyde sürekli çalışan parçalar; bir yerden diğerine haber, besin, oksijen taşıyanlar; gelen haberi okuyup çeviren ve işi yapacak olana iletenler; kendi ritminde biteviye çalışan bedenimiz; mikroskopik parçalarımızı oluşturan atomlar, henüz insanın sırrını keşfedemediği atom altı parçacıklar ve herşeyin arasını dolduran enerji; evrende milyonlarca yıldır birbirini doğuran yıldızlar, galaksiler; kütle çekimi, karanlık madde, sadece birbirine dönüşen ama asla yok olmayan ya da yoktan var edilemeyen madde ve enerji… Zihnim tam olarak anlamadığı ama öğrenmeye pek hevesli olduğu konular arasında koşturmayı bıraktığında irkilerek fark ettim ki: “İnsan bu dünyadan giderken geriye ne bırakır?” sorumun, bu sonsuz bilgi mükemmel uyum ve devinim karşısında hiç bir anlamı yoktu. Üstelik bir merkezin olmadığı koca evrende, açıkça olmasa da alttan alta kendimi merkez sanma büyüklenmesini de içeriyordu. Çok fena!  
“yaşamam bir beyazlık gibi sanki
eksik bıraktığım her şeyim kalır
genişlerim dağılırım beyazım”*
İnsan bu dünyadan giderken geriye ne bırakır? Efendim ya ev, para, kitap, eşya gibi kendi öldükten sonra hiç işine yaramayan ama geride kalanların bir şekilde kullandığı, paylaştığı, paylaşırken kavga ettiği veya mutlu olduğu şeyler bırakır; ya da yine artık kendine hiç faydası dokunmayacak ama insanlara yıllarca ilham verecek, onların hayatlarını güzelleştirecek şeyler bırakır – bunu söylerken aklımdan geçen düşün, bilim ve sanat insanlarıdır. Sanırım bir süre hatırlanıp sonra unutulacak iyilikler, kötülükler ve anılar geriye kalan en uçucu şeyler. [Burdan konu hayatın anlamına doğru da devinebilir, onun için bakınız bir yıl önce bugün yazdığım aynı başlıklı Rengarenk ve Siyah yazısı:  http://wp.me/p1oIFN-3X  ]
Malzemenin kalitesine (genetik) ve kullanıma (yaşam şekli ve dış etkenler) bağlı olarak yaşam süresi az çok değişken olan insan bedeni de sonunda, doğadaki karbon döngüsüne katılır ve geriye insandan BİRŞEY kalmaz. Herşey DÖNÜŞÜR, başka bir şekle EVRİLİR. Biliyorum bu düşünce silsilesi nihilizme doğru gider. O yüzden bu noktada durmayı seçiyorum. Ve kendime beden kabuğum dönüşüp evrilmeden öncesinde, iyi şeyler hissedip iyi şeyler yapacağım; aşkı, heyecanı, sevgisi, kahkahası, yolları eksik olmayan; savaşsız, şiddetsiz, olabildiğince huzurlu bir ömür diliyorum.
Lambanın sevimli cini “dile benden ne dilersen!” dediğinde yolları dileyenin yola çıkma vakti geldi. Bu defa bilgisayarı da fotoğraf makinasını da yanıma almıyorum. Bir hafta boyunca, Kaş’ta, mavi deniz ve mavi gök arasında kendimi akışa bırakmayı umuyorum. Yol kitaplarımdan biri Erasmus’un “Deliliğe Övgü” sü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae). Erasmus,  bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk sırasında çıkarmış, yazma işini İngiltere’de, dostu Thomas More’un evine vardıktan kısa bir süre sonra gerçekleştirmiş; kitabı da Thomas More’a adamış. Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş olduğunu söylüyorlar “gerçek bilgelik, deliliktir” ve “kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir”.  Diğeri ise sevgili Küçük Prens’in yazarı ve Antoine de Saint-Exupery’nin “İnsanların Dünyası” kitabı. Deniz dönüşünde görüşmek üzere, bol sevgi bol gülücük canım evren!
“ben bir gün giderim ki neyim kalır
ben bir gün giderim ki ey diri at
elbette benim de bir şeyim kalır”*
*Turgut Uyar
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s