“Mimari Paralaks” Slavoj Zizek


“Tüketimde yeni zihniyet sözde “kültürel kapitalizm”e yöneliktir: Metaları öncelikle sağladıkları faydadan dolayı ya da taşıdığı statü simgeleri için satın almayız, sağladıkları deneyime varmak için satın alırız, onları hayatımızı zevkli ve anlamlı kılmak için tüketiriz. Bu üçlü olsa olsa Lacancı Gerçek, Simgesel ve İmgesel üçlüsünü çağrıştırır. Doğrudan fayda “Gerçek”i (ii ve sağlıklı yiyecek, arabanın kalitesi vb.), statü “Simgesel”i (statümü göstersin diye belli bir arabayı satın alırım-Torstein Veblen teorisi), zevkli ve anlamlı deneyimse “İmgesel”i. Tüketim hayatı devam ettirmelidir, tüketirken geçirilen zaman “kaliteli zaman” olmalıdır –yabancılaşmanın, toplumun dayattığı taklit modellerin, “komsuyla aşık atamıyor”  olma korkusunun zamanı değil, hakiki “kendim”in otantik tatmininin, hissi yaşam oyununun, ekolojiden tutun da yardımseverliğe kadar başkalarına ihtimam göstermenin zamanı olmalıdır. İşte bir “kültürel kapitalizm” örneği: Kendi tanıtımıyla Starbucks’ın “Ethos Water” programı:
<<Ethos Water sosyal misyonu olan bir marka –hem bütün dünyadaki çocuklara yardım ederek, hem de dünyanın su krizine dikkat çekerek temiz su alın. Her bir şişe Ethos su aldığınızda, 2010 yılı içinde en az 10 milyon ABD doları toplama amacımız çerçevesinde, Ethos Water 0.05 ABD doları (Kanada’da 0.10 Kanada doları) destekte bulunacak.  Ethos Water, Starbucks Vakfı kanalıyla Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki insani su programlarını destekliyor. Bugüne kadar Ethos Water’in yaptığı bağışlar 6.2 milyon doları aştı. Bu programlar tahminen 420.000 insanın güvenilir suya, sağlık hizmetine ve hijyen eğitimine ulaşmasına önayak olacak.>>
68’in mirasını, yani yabancılaşmış tüketim eleştirisini, tüketim düzeyinde işte böyle bütünleştirmiştir kapitalizm: Otantik deneyim önem taşır. Organik gıdaları bu sebeple satın almıyor muyuz? Kim o yarısı çürük ve pahalı “organik” elmaların daha sağlıklı olduğuna inanır sahiden de? Sebep şu ki onları satın almakla, yalnızca bir ürün satın alıp tüketmiş olmuyoruz –aynı zamanda anlamlı bir şey yapmış oluyoruz, kaygımızı ve dünyaya dair farkındalığımızı göstermiş oluyoruz, büyük bir kolektif projeye sahip olmuş oluyoruz/…/ iyi güzel de, manevi değer kazanmış bir hedonizmin yaşandığı çağımızda, hayatın amacı doğrudan mutluluk olarak tanımlanırken, nasıl oluyor da anksiyete ve depresyon bu kadar artıyor?  Sayfa 16-17
Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s