biten ve başlayan kitaplar


Aynı zamanda okuyup bitirdiğim “Mimari Paralaks” (S. Zizek) ve “Confession of a Young Novelist” (U. Eco) kitapları; bir kez daha bir kitabı yazıldığı dilde okumakla, yetersiz çevirisinden okumak arasındaki farkı düşündürdü. Encore Yayınları’nın Küçük Dev Kitaplar serisi adı altında yayınladıkları Zizek kitaplarının, neredeyse çeviriden sonra hiç gözden geçirilmeden eksik bir şekilde basılmış olması bir yana bırakırsak, inatçı okur için iyi bir seri olduğunu düşünüyorum. Ama kesinlikle, düşük cümleler, gereksiz bağlaçlar, anlamsız söz dizinlerine rağmen kitabı elden bırakmamayı, tartışılan konuya konsantre olmayı sağlamak için okurun inadı şart. “Confession of a Young Novelist” te ise, Eco’nun roman, roman karakterleri, roman çevirisi, listeler ve roman gerçekliği üstüne düşüncelerini, tam da yazarın kullandığı kelimelerle, aracısız  okumak keyifliydi. Elbette bu iki uç arasında, aslından okumak kadar keyifli; yazının ve yazarın diline, kitabın konusuna, edebiyata tutkulu yetkin çevirmenlerin el emeği çeviri kitaplar var. Her kitabı aslından okumanın imkansızlığı düşünülünce, çevirmenlerin, yayın öncesi dil ve yazın hatalarını düzelten editörlerin yetkin olması; yayınevlerinin yazarın ve çevirmenin emeğine, okurun zamanına saygı duyan bir çizgide durması daha da önem kazanıyor. Kanımca, hakkıyla çevrilmiş kitaplar okuyabilmek için, okurun seçiciliği, kitaba ve dile sahip çıkışı, yayınevleri ve çevirmenlere olumlu/olumsuz geri bildirimleri/eleştirileri de önemli ve zorunlu.
Murathan Mungan’ın “Şairin Romanı” kitabını okumayı, kışın yağmurlu günlerinde tekrar elime almak üzere, bıraktım.
Yeni başladıklarımsa:  “Yalnız Kadınlar Arasında” Cesare Pavese (Can Yayınları), “Saf ve Düşünceli Romancı” Orhan Pamuk (İletişim Yayınları), “Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj” Özcan Yurdalan (Agora Kitaplığı). Pavese’nin savaş zamanında Torino’da geçen kitabı “Tepedeki Ev” ve savaştan sonra eve dönüşü anlattığı “Ay ve Şenlik Ateşleri” gibi, “Yalnız Kadınlar Arasında”da da Torino’da geçiyor. Tüm bu okumaların sonunda varacağım yerin Pavese’nin günlüğü (Yaşama Uğrası) ve bir süreliğine de olsa Torino olacağını biliyorum, şimdiden. Orhan Pamuk’un kitabını özellikle Umberto Eco’dan sonra hemen okumak istememse her iki kitabın da, yazarların Harward’ta verdikleri Norton dersleri kapsamında roman, roman karakterleri, roman gerçekliği ve romancılık üstüne düşüncelerini içermesi.
Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s