sınırlar


“Bunlar hakkında söyleyebileceğim tek şey, hepsinin güneş ışığı
altında oldukları halde, Güneş’e sırtlarını dönmüş olduklarıdır.
Onlar salt kendi gölgelerini görebilirler ve bu gölgeler, onların kanunları
olur.
Ve onlar için Güneş, bir gölge yaratıcısından başka ne olabilir ki?”*
Aramızda en keskin bıçaktan daha keskin sınırlar var. İçinde kendinden bile vazgeçeceğin kadar değerli aidiyetler sakladığın, sınırlar. Bu yüzden olsa gerek durup durup sınırlarını bilemen, daha keskin, daha korunaklı, daha parlak, daha daha daha… Tuttuğun takım, hayatındaki kadın, din, ülke sevilecekse “adam gibi” sevilmelidir; “adam” dediğin de sevdiği şey için ölür de öldürür de. Varlığım yoluna feda olsun, varlığım armağan olsun, sensiz ben bir hiçim, ölümüne seviyorum, … sen bizim herşeyimizsin! Uğruna ölmesen de laf söyletmeyeceklerin de korunur bu sınırın içinde: alışkanlıkların, arabanın markası, beğendiğin politikacılar, köşe yazarları, futbol yorumcuları, çocuğunun okulu, kendi okulun, bildiklerin, doğrudur dediklerin, gününe göre eklenen başka şeyler vs. Ah! Oysa sevmek esir etmek, sevmek kendinden vazgeçmek, sevmek ölmek değil biliyor musun?
Sınırlarımızın içine aldığımız, kendimizi onlarla tanımladığımız şeyler, en basitinden: alışkanlıklarımız, bildiklerimiz ve doğrularımız aslında ne kadar vazgeçilmezler? Mevsimle değişen uyku ve yemek alışkanlıklarımız, ruh durumumuz; sürekli değişen ve güncellenen bilgi, duruma ve işimize gelmesine bağlı olarak değiştirdiğimiz doğrularımız mı bize “kesinlikle bu!” dedirten şeyler? Sadece “kesinlikle bu” dediklerimizi mi severiz, o yüzden midir hep doğru insanı arayışımız sevmek için? Yoksa sevebilmek varlığımızın bir parçasıdır da biz onu sınırlayarak akışını mı engelleriz?
Cancağızım yüksek, keskin kenarlı, kalın duvarın ardından ne sen benim söylediklerimi duyuyorsun ne de ben seninkileri. Bağır bağır bağır! Yine de sözler birbirine değmeden havada karışıyor. Gel inat etme, aç şu kalenin kapısını konuşalım. Neden kapı önünde dersen, hem ben senin sınırlarını aşmamış olacağım, hem sen tutunduklarını kapının öte tarafında bırakmış olacaksın, üstelik kapı önü sohbetleri güzeldir.
“Ve onlar için kurallara uymak, başlarını yere eğip, toprak üzerindeki
gölgelerini izlemekten başka bir şey değildir.
Ancak yüzünü Güneş’e çevirmiş olanlarınızı, toprak üzerine
çizilmiş imajlar durdurabilir mi?” *
*Halil Cibran
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s