aman doktor derdime bir çare!


İnsanın üç kuruşluk aklını başından alan, huzur rahat bırakmayan, bilmekten kaynaklı ruh yorgunluğundan muzdaripim! “Beni bu işlerden uzak tutun rica ederim, dünyadan bi haber yaşamak…” cümlemi tamamlamaya bile fırsat vermiyorlar. Kim ne zaman kurdu kafamın içinde bu düzeneği? Zırıl zırıl alarm sesleri, Boğaz Köprüsü’nün ışıkları gibi yanıp sönen kırmızı, eflatun, beyaz ışıklar, “vurdum duymazlık, suçtur! Suçtur, suç, suç!” diye bağıra çağıra dolaşan bir ses… Off! Gazetelerin online internet siteleri, haber siteleri, sosyal paylaşım ağları, televizyonlar, haberler, haberleri geviş getirir gibi günlerce ağızlarında çiğneyen yorumcular, yorumcuların yorumlarını yorumlayan sanal alem bilmişleri ve onların listelerindekilere ve listelerdekilerin listesindekilerin listesindekilere yolladıkları “durum budur, ey uyuyan kişi, uyan ve kendine gel!” e-mailleri, internetteki tartışma siteleri, televizyonların suyunun suyu aklımın ucu dilimin pabucu programları ve daha farkına vardığım varmadığım pek çok yerden beynima doğru fırlatılan “bilgi”leri alıp üstüste yığıyorum. Şöyle mağaza raflarındaki gibi rengine, cinsine, işlevine göre ayrılmış, güzelce katlanmış şekilde değil; tam olarak ucuzluk zamanlarında mağazaların ortasına yığılan, kolu bacağı çekiştirilmiş, renk yumağı şeklinde birbirine bağlanmış giysiler gibi üst üste yığıyorum hepsini. Kimse içinden çıkamaz, bakınca bir şeye benzetemez, almaz satmaz bi boka yaramaz halde yığıyorum, güzelce. Hem zaten bilgilerin sınıflanıp, birbirine bağlanıp bir sonuç çıkarılacak şekilde düzene konmasını kim istiyor ki? Önemli olan parça parça bilgimsi şeyleri toplayıp, gerektiğinde kendimizi ve engin bilgimizi ispatlamak için etrafa savurmak değil mi? Hayır mı? Yanlış mı biliyorum yani? Hadi canım sende!
Şarterlerin hepsini kapatamasam da, bilgimsiler beynimden ağzıma sızıp kusayazınca, hiç değilse televizyonda haberleri dinlemeden iki gün geçirdiğim oluyor. Ama kara bahtım kör talihim o günlere, illa ki bir olayı denk getiriyor. Ya telefonda babam “Bugün olan bilmem ne” diye başlayıyor, haberim yok deyince “Sen hiç mi televizyonda haber dinlemiyorsun kızım, dünya yıkılsa ruhun duymayacak” diye kınıyor; ya da işte yolda birileri “Aaaa, nasıl duymazsın iki gündür memleket çalkalanıyor?” diye karşımda hayret içinde ağzını kuyu gibi açıyor. Bir adım atsa hayretten beni yutacak, o kadar yani. 
İşte böyle. Yorgunum. Çocukluğuma dönesim, bilmeye kalkarak geçtiğim sınırı arayıp bulasım, üstünden atlayıp arkama bakmadan kaçasım var. Değilse, ruhumun yorgunluktan ve üstüne biriken ağırlıktan içine çöküp herşeyi yutan bir karadeliğe dönüşmesinden korkuyorum. Aman doktor, canım kuzum doktor derdime bir çare!  [Müzik eşliğinde olsun derseniz, Candan Erçetin söylesin: http://fizy.org/#s/1k0vb0]
Reklamlar
Bu yazı havadan sudan içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s