Sarı Şehir: Fez (1)


Labirentten farkı yok o çarşının, tek başınıza dolaşmaya kalkarsanız tüm gün içinden çıkamazsınız. Fas’ın Fez şehrinde, eski çarşının (medina) girişindeyiz. Acaba kaybolur muyuz? Hadi kaybolalım. Medinanın daracık loş sokakları, baharat kokusu, Arapça kelimelerin melodisi, naneli Fas çayı, sütle karıştırılıp servis edilen taze meyve suları, masal aleminde cümbüş. Çok sürmüyor, ışıl ışıl gözlü, güleç yüzlü, onbir oniki yaşlarında bir oğlan çocuğunun dikkatini çekiyoruz. Rehber ister misiniz abla? Hayır. Ama rehbersiz gezemezsiniz. Geziyoruz işte. Moulay İdris camisini gördünüz mü, sizi oraya götüreyim mi? Görmedik. Çok güzel bir cami. Adın ne senin? Abdijlil. Kaç para istersin rehberlik için Abdijlil? Bütün gün için 100 dirhem. E, günü yarıladık zaten. 50 dirhem de olur. Tüm Fas esnafı gibi o da pazarlığı seviyor. 40 dirhem ve birlikte yemek. Olur. Cellabeler, envai çeşit baharatlar, cam bakır deri eşyalar, hediyelikler, caf caflı kumaşlar satan dükkanları; tek derslikli bir ana sınıfını ve muhteşem Moulay Idris camisini geziyoruz birlikte. Dericilere de götürü müsün bizi? Biliyorum yerini, gidelim. Daracık bir yolda yürüyoruz; sağımızda boyası dökülmüş eski binalar, solumuzda ne renk olduğu belirsiz, iğrenç kokulu bir dere. Kokudan midemiz bulanıyor, acaba ne kadar daha.. Az kaldı abla, birazdan ordayız. Sanırım kokuya alışmaya başladığımız sırada yol kırmızı, sarı, beyaz boya dolu kuyularla kesiliyor. Giriş katı, bulunduğumuz yerden bir ev boyu kadar yukarda olan deri satış mağazasının ikinci katındaki terastan kuyuları seyreden turistleri görüyoruz. Buradan mağazaya gidebilmenin tek yolu kuyuların arasındaki birer adım genişliğinde yerlere basarak ilerlemek. Basacağımız toprak zemin, sudan iyice ıslanmış, kendimizi renkli kuyulardan birinde bulmamız işten değil. Geri mi dönsek? Buraya kadar gelmişken, dönmeyelim, geçeriz, geçemezsek de ne yapalım, fotoğraf makinalarını koruyalım yeter. Abdijlil için bir oyun kuyuların arasında dolaşmak. Terastaki turistler ve kuyuların içinde çalışan işçiler geçişimizi seyrediyor. Arada Abdijlil’in minik eli uzanıyor elimize. Eski bahçe kapılarına benzeyen tahta bir kapının önüne geliyoruz, nihayet. Bir arkamızda bıraktığımız kuyulara bir de mağazanın ana cadde tarafındaki müşteri giriş kapısına bakıyoruz. Şanslıyız. Her iki katı da ağzına kadar dolduran, renk renk boy boy deri ürünlerin ve bu ürünleri inceleyen deneyen birbirine gösteren susmayan satıcılarla pazarlık eden müşterilerin arasından geçip terasa çıkıyoruz. Çoğu eliyle ağzını burnunu kapatmış kuyularda çalışan işçileri seyrediyor. Satıcılardan biri, eliyle burnunu kapatanları göstererek avucumuza alıp koklayalım diye bir dal nane uzatıyor. Birbirimize bakıp kahkahalarla gülmeye başlıyoruz.
Bilgi: 800lerde “Fés el Bali” yani eski Fez kurulmuş, sonra hemen yanı başına  1276 da “Fés Jdid” yani yeni Fez. 1916 da ise modern yeni bir kısım eklenmiş şehre. Fés el Bali ve Fés Jdid’in birer tane eski çarşısı var.
 
Reklamlar
Bu yazı geziler içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s