‘Ne Kitapsız Ne Kedisiz’ ya da uykusuzun gece okumalarından


” ‘Dost’ derken, şu sıralar sık (sık sık, çok sık) görüştüklerim içinde, kurduğumuz yakınlıktan ötürü, yaşamımın gündelik ayrıntılarına olsun, büyük çizgilerin yönelişlerine olsun, karışmalarını kabul ettiğim, istediğim; bu tür bir karışmaya kendi yaşamlarında da bana bir o kadar hak tanıyan kişileri düşünüyorum: Kendileriyle ilginin yanı sıra sorumluluğun, katılımın önemli pay tuttuğu ilişkiler içerisinde bulunduklarımı…
Bu sözler, ‘dost’un, dostluğun bir tanımı olabilir. En azından belli bir kişinin ortaya koyduğu bir tanım olabilir. Ama bu ‘tanım’ın burada bir tek işlevi var: Söyleyeceklerimi taşımak… Yoksa, tanımların bağlayıcılığını gereksiz bir yük diye görürüm, dostluk ilişkileri söz konusu olduğunda. Hangi ilişki hangi ilişkiye tıpa tıp benzeyebilir?” (sayfa 72)
“Üzerinde durduğum, iki kişinin (örneğin), ilişkilerinde, kendi açılarından kurabilecekleri iki ‘iç denge’ dışında, kişiliklerinin öğelerinde özel bir yeniden-birleştirme işlemini ( belli bir ilişkinin gereği, sonucu olan bir yeniden birleştirme işlemini) başararak kurdukları kişiler (kişilikler) arası dengeydi.
Öyle bir denge ki, karşılıklı devinimlerin sürekli olarak yarattığı her değişikliğin ardından yeniden kurulabiliyor; sürekli bir yaratılış, oluşturulma durumunda olabiliyor… Ama bu sürekli devinim, bir ana çerçece içerisinde yer alır sanıyorum: İlişkinin başlarında saptanmış, ya da zamanla geliştirilip bir karara vardırılmış bir ‘rol dağılımı’nda biçimini bulan, belli bir karşılılıklığı (daha doğrusu karşılıklılık türünü) sürdürmek için yaslanılan bir çerçevedir bu.” (sayfa 78)
“İlişkiler birbirinin aynı olmuyor: Başka başka insanlarla ilişki kurarız. Ayrıca o insanlar da, zamanla değişir, biz de.” (sayfa 80)
“Yaşam, durmadan çözülüp bağlanan, dağılıp toparlanan, bununla birlikte aynı biçimden, kalıptan, karşılıklı konum düzeninden bir ikinci kez geçmeyen bir gidişse, anılarımızı pehpehleyelim, anlatalım, kullanalım canımız istiyorsa; ama onlardan koltuk değnekleri çatmayalım kendimize. Anıların yardımıyla ayakta duruyormuşçasına yaşamak, ulaştığımız bu anın bütün bir yaşam içindeki yerini düşünerek yaşamak, ulaştığımız bu anı geçmişe yansıtıp yaşamak, yanlış bir iş, der oldu Karasu.” (sayfa 92)
“Susar sonra, önüne bakar. Ben bunları yazarım. Seviden –yaşamın içinden katmer katmer bir yeni yaşam çıkarmak olan seviden- hiç açmadık burada. Sırası gelecek. Kediler de dursun köşelerinde… Uslu bir ‘taslak’ olsun bu. Geçen gün, gülmeyi unuttuğumun farkına vardım, diyordu. Abartıyor.
Bir adamı anlatmak: Sayfalar, kitaplar, şeritler dolusu; ya da birkaç tümce, birkaç çizgi… Ne biri yeter, ne öbürü. Belki ikisi de gevezelik. Okuyan karar verir; elbet,  kendi hesabına. “(Sayfa 94)
Bilge Karasu, Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s