‘You say the hill’s too steep to climb 
Climb it. ‘
Takıldım yine ama öyle böyle değil. Uyku arası iki dakika gözümü açtığımda bile aynı düşünce, aynı şey.  Sanki elimde bir küçük dal bir noktayı sürekli eşeliyorum, boşluğun boşluk olduğuna aldırmadan ha babam dürtüyorum. Hani dişin ağrıdığında, ağrıyan yere kürdan batırıp kanatsan ağrı geçecekmiş gibi gelir. Kanar ama geçmez. İki gündür kanatacak yer arıyorum, dürtüyorum boşluk. Neyse ki bir düşünceyi de bir cümle gibi saatlerce ve aralıksız tekrar edince, ayrışıyor; anlam çekiliyor içinden ya da anlamdan anlamsızlığa sonra yeniden anlama evriliyor; hiçliğe, havaya, sese, ışığa  ve yeniden sese.
‘That hill in my own way. 
Just wait a while for the right day. ‘
Kaç gün sürecek bu hal, sınırlara yollama beni diye uyudum. Nedenini anlamadığım bir eksiklik hissiyle uyandım. Hıçkırık birden kesildiğinde yaşanan şaşkınlık gibi. Bitmiş, gitmiş. Eşelediğim boşluktan ferahlık,  yaşam sevinci ve hayatın akışını değiştirme hayali çıkmış. Boşluktan geriye bir taşkın!
‘And who’s the fool who wears the crown? 
And go down, 
In your own way 
And every day is the right day’
Taşkına sel olmadan akacağı bir yatak bulmalı ya da korkmadan bırakalım bildiğince aksın mı?
Reklamlar
Bu yazı hayat içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s