Provence, Fransa (3)


Yol günlüğünden alıntı..
2 Haziran 2012
Air France, İstanbul-Marsilya uçuşu
Bir kez daha şehirlerin aynılığı, yaşayanların dışardan gelenleri sadece misafir odasına  kabul edişi, misafir odalarının kusursuz, gerçeklikten uzak, birbirine benzer hali… Dün, gidiyorum deyince B’nin “İnsan tatile neden yurt dışına gider, o kadar koşturur anlamam” deyişini düşünüyorum. Gidebilecekken gitmemeyi seçenleri.
Pasaport sırasında gördüğüm Amerikalı, Fransız, Alman, Uzak Doğulu, Arap, Türk grupları ve her grubun içindeki kişiler biricik ve diğerine benzemezken bir arada bir ‘ifade’ oluşturmalarını; Amerikalıların göz teması kurar kurmaz gülümseyip iki çift laf edişini, Fransızların giysilerindeki estetiği, Uzak Doğuluların etrafa saygılı ama sadece birbirleri ile muhabbetli hallerini, Almanların düşünceli görünen ciddiyetlerini, Türklerin sıra ilerlemiyor diye söylenip durmalarını, Arapların oldukları alana doğallıkla yerleşmesini düşünüyorum. Ve insanların, dışardan bakan tarafından grubun ‘ifade’sine göre nasıl da kolaylıkla sınıflara ayrılıp, etiketlenebildiğini… Yanımdaki sırada annesinin kucağındaki boşluğu kaplamış iki yaşlarında bir kız çocuğu var. Kıvırcık saçları annesinin uzun kıvırcık saçlarına dolanmış, bir eliyle annesinin kulak memesiyle oynayarak uyumaya çalışıyor. Biniş kapısında beklerken gördüğüm, birbirlerine dokunuşları bakışları bana tanıdık gelen, saçları rastalı, ayaklarında deri sandaletleri, üstlerinde Hint şalları, ha yırtıldı ha yırtılacak haldeki sırt çantalarına dünyayı sığdırmış iki sevgili şimdi üç sıra önümde oturuyor. Havalanan uçağı görünce babasının elinden kurtulup çığlık çığlığa cama koşturan oğlan çocuğu acaba bulutların üstünden geçtiklerini görünce de o kadar heyecanlanmış mıdır? Aynılıklarına bakıp uzun yılları birlikte geçirdiklerini düşündüğüm yaşlı çiftin erkeği, uçuş kartlarına bakarak çıkış kapısını aradıkları zamanki kadar yavaş adımlarla tuvalete gidiyor. Neden yol? Belki de biricikliğimin ve benliğimin, içinde başka biricik ve benlerin olduğu bütünün içindeki sıradan halini görmek, tekliğin ve hiçliğin, özelliğin ve genelliğin farkına varmak, bir yere ait olmak değil de aidiyetsiz ve sahipsiz olmak için; dilini anlamadığım insanlarla sözcükler olmadan konuşup, dilin ve kültürün üstümüze giydiğimiz ‘yapay deriler’ olduğunu, yapay derilerden sıyrıldıktan sonra geriye kalan ‘öz’de hepimizin aynılığını unutmamak için.
“Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce, kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar — kendi yürümek isteyebileceği yola benzer bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur — ama, acaba, o bulduğu yol(lar), tam da bulduğu yol(lar) olarak, kendi aradığı yola aykırı değil mi? — Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi — ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş) yollarda?! Belirli bir yol arayan kişi için en büyük tehlike, o yolu bir yerde durarak, ‘bakarak’ arayabileceğini (hatta, bulabileceğini) sanmasıdır — çünkü, yollar bulunmaz: yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur — onlar, bulunur; artık, yürünmez…”  Yer, Yön, Yol -Oruç Aruoba
Reklamlar
Bu yazı geziler, kaçış planı, yengecin gördüğü içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s