bazen


“kapı çalındı
açmaya davranayım derken
uyandım ki
çamların altında yatmıyor muymuşum
sırtüstü,
hücum etti gözlerime
göğün mavisi”*

Bazen kafa yorgunluğuna ne gökyüzü, ne tatlı, ne uyku kâr eder. Hele de konu dallandırıp budaklanmaya meyilliyse… Baş genişler, ağırlaşır ve bir noktadan sonra denge bozulur, sapı üstünde durmaya çalışan armuta döner insan. Böyle zamanların sihirli ilaçlarından biri, rutin fiziksel aktivitedir. İster tüm ev indirilip yeniden yerleşsin, ister karolar fayanslar can hıraş bir ritmle tek tek ovulsun, ister kütüphanedeki tüm kitaplar önce isme göre, sonra sil baştan yazara göre, olmadı keyfime göre yeniden dizilsin, isterse de yolun nereye gittiğine bakmadan yürünsün. Yeter ki rutin ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi olsun. İki günde iki evi tepeden tırnağa temizledikten sonra: kolum tabaktaki lokmayı ağzıma götüremeyecek kadar yorgun ve nihayet kafam, günlerce deliksiz uyumuş gibi, dingin. “Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık”* tan geçip “Yerin seni çektiği kadar ağırsın, kanatların çırpındığı kadar hafif“* e varmak. Güzelsin hayat ey!
Fotoğraf, Bolu’da temizlenen ilk evin balkonunda, bir bardak demli çaya eşlik eden görüntü.
*Can Yücel
hayat içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 2 Yorum